BU HAFTAYA BAKIŞ

Kısa kısa gündem konularından bahsedeceğimiz bir haftaya hoş geldin sevgili okur. Hiç lafı dolaştırmayayım, girizgahla seni yormayayım ve ilk konuyla başlayayım.

Bu hafta Didem Soydan sosyal medya hesaplarından bir duyuru yayınladı. Benim bu duyurudan sosyal medya üzerinden kendisine linç başlayınca haberim oldu açıkçası. Demiş ki, bundan böyle bana hakaret eden, küfür eden olursa dava açıp kazandığım parayla da köy okullarına, ihtiyaç duyanlara yardım yapacağım. Adına da “Sosyal Medya Çöplerinden Geri Dönüşüm Projesi” demiş ki bence gayet keyifli ve yaratıcı. Çünkü sahiden de adını sanını saklayıp, başka isimler ve garip nicklerle insanlara küfür etmek “ifade özgürlüğü” tanımına girmiyor. Bir ifade özgürlüğünden bahsediyorsak burada “medeniyet” dediğimiz kavram da devreye otomatik olarak giriyor ve fikrimizi karşımızdakine -ne kadar ayrı düşünüyor olsak da- medeni şekilde anlatabiliyor olmamız gerekiyor. Yani insan isek durumun böyle olmasını bekliyoruz. Köpekler ısırıyor mesela, yılanlar sokuyor rahatsız olduklarında. Peki, sosyal medya çöpleri ne yapıyor? Hakaret ediyor, küfür ediyor falan falan… Mühim mi? Valla sosyal medyada çok linç yemiş biri olarak söyleyeyim bence değil. Kimleri kimleri linç ediyorlar, benim aklım almıyor mesela, kanser hastalarını, çocuğunu kaybetmiş anneleri, ölmüş çocukları-gençleri, tecavüze uğrayan kadınları… Öyle saçma şeylerden öyle anormal yorumlar çıkıyor, öyle vicdansızca şeyler yazılıyor ki, biliyorsunuz hepiniz, yuh diyoruz hani… Buradan yola çıkarak, evet benim de zaman zaman yazdığım bir yazıdan çok nefret edip bana sayıp döküyorlar ve ne yapayım yani? Ben bunu her gün yaşamadığım için umursamayabiliyorum. Ama her gün böyle hakaretlere maruz kalan insanların da buna tahammül göstermek zorunda olduklarını düşünmüyorum. Bir de bu sayıp döken tiplerin mahkeme celbi ellerine geçtiğinde nasıl keçi b*ku gibi patır patır döktüklerini bildiğimden… Sevgili Didem Soydan yapsın, oh sefası olsun. Kimse kimsenin internet var diye kahrını çekmek zorunda değil.

Bu arada şunu da itiraf edeyim, bazen ben de samimiyetle istiyorum ki kendime bir hesap açayım ama ben olduğum hiç belli olmasın ve insanların hesaplarına gidip gerçekleri tüm netliğiyle yazayım yorum olarak. Çok şahane olduğunu düşünerek koyduğu bir resmin altına “aranıyor musun?” falan yazayım. Kime şov yapıyosun basık g*t yazayım. Çok çirkinsin yazayım. Vallahi istiyorum. Bir yazı yazmış mesela b*k gibi yazmışsın diyeyim, aşağılayayım. Ama gerçekten, yani gerçekleri dile getirerek, yani boş yapmadan, cidden ne düşünüyorsam yazayım ama bunu çok kaba bir dille yapayım. Vallahi bazen canım istemiyor değil çünkü anormal bir deşarj yöntemi. Düşünsenize… Ama yapmıyorum. Neden yapmıyorum çünkü ben olarak yapmadığım bir şeyi bir nick arkasına saklanıp yapmayı –çocuk gibi- kendime yakıştıramıyorum ve IP adresinden buluyorlar anacım. Bitti o gizli gizli yardırabileceğini sandığın dönemler.

İyi ki kısa dedim, geçiyorum Didem Soydan’ı, geliyorum seçimlere…

Bu seçimde de her seçimde olduğu gibi gidip oy vereceğim. Neden derseniz, size atalarımız doğru demiş diyorum. Yani evet, yenilen pehlivan güreşe doymazmış. Belki muhtarı değiştirebilirim. Bizim o da değişmiyor yirmi yıldır aynı kadın. Birileri değişsin bari artık yahu. Yaşlı teyzeler amcalar gibi yani, “gidip reyimi vereceğim”. Takibini de yapacağım. Sonuçları da kuruyemiş yiyerek izleyeceğim ve vurup kafayı yatacağım. O günün sonunda hepimiz vurup kafayı yatacağız zaten evet. Ama ben bana düşeni yapıp öyle yatacağım, size de öneririm.

Yeni kitabımla ilgili çalışmalarım, notlarım devam ediyor. Bu kez yavaş ilerliyorum. Aceleye getirip “Sır çok iyiydi, bozmuş bu sefer” dedirtmeden güzel bir kitap olsun, severek okuyun istiyorum. Ve bu dediğim her sene bir kitap yazarak biraz zor takdir edersiniz ki. Ha, hep diyorum, İrlanda da bir dağın eteklerinde, tek göz bir kulübede, eşsiz bir manzaraya karşı tek başıma yaşıyor olsam yılda iki tane de yazabilirim belki. Tek işim, olayım, sorumluluğum ve konsantrasyonum bu olsa olabilir belki Kİ yine de kalite düşer ardı arda yazınca (kesin). Benim gibi her yere yetmeye çalışan, normal bir hayat yaşayan bir insanın aralara ihtiyacı oluyor gerçekten. Beslenmem gerekiyor ve çarşı alışverişiyle veli toplantısı arasında çok kolay olmuyor bu da.

Yemek olayı ilgimi çekmeye başladı. Bu ara mutfağa sardım. Yemek derken tatlı yapmayı çok seviyorum. Tatlılar denemek, tatmak pek hoşuma gidiyor. Bu ara beni keyiflendiren şey bu. Fırın yani. Bir de peynir yapma olayı. Değişik peynirler denemeye başlıycam bu haftadan itibaren. Otlu, baharatlı, değişik peynirler yapıcam. Bu ara biraz çiftlik geziyorum. Hayvanları tanımaya, ne yerlerse nasıl süt verirler falan anlamaya çalışıyorum. Böyle bir moddayım. Şükürler olsun ki canım ne yapmak, neyle ilgilenmek isterse öyle takılma lüksüm var artık. Uzun yıllar çok çalışıp bir de akıllı davranınca biraz keyfi olma şansınız oluyor. Bundan dolayı minnettarım. 45 yaşım bitiyor. Temmuz ayında 46 olacağım. Bir 46 daha yaşar mıyım? Sanmam… O vakit biraz rahatlayalım değil mi?

Sosyal medya kullanımımı azalttım. Sıktı beni açıkçası. Daha doğrusu şöyle, kitaplarım için falan lazım olduğundan ve sonra tekrar yazdığımda lazım olacağından hesaplarımı kapatmıyorum. Beni takip eden insanları boş bırakmamak için bir şeyler de paylaşıyorum (yemek tarifleri mesela) ama beni eskisi kadar eğlendirmiyor artık. Haberleri falan okuyorum, gündeme şöyle bir bakıyorum, arkadaşlarımın paylaştıklarını sıradan çat çat çat beğeniyorum ve gerçek hayata dönüyorum. Böyle daha çok hoşuma gidiyor bu aralar. İş için tutuyorum tabii. Napıcaksın. Belki sonra tekrar eğlenceli bulmaya başlarım. Her şey değişirken bizim yerimizde sayacak halimiz yok değil mi? Biz değişmesek ayıp.

Çok güneşli, açık havada sakin yürüyüşler yapabildiğimiz, sokak hayvanlarına zaman ayırdığımız, değişik lezzetler denediğimiz, sağlıklı yaşadığımız, bizi mutlu eden şeyleri yaptığımız, bizi sıkan şeyleri kendimizden uzak tuttuğumuz şahane bir hafta diliyorum hepimize.

Sevdiğiniz gibi olun, olduğunuz halinizi sevin.

Not: Yazılarımla yeni tanışanlar için bu not (bu notu zaman zaman ekliyorum araya mecburen). Ben yazılarımı konuşma diliyle yazıyorum. Bu çok uzun yıllardır bu şekilde. Newsweek Türkiye’de köşe yazıyordum orada da böyleydi, Hürriyet’te yazıyordum orada da böyleydi, hep böyle oldu. Bu yeni bir durum değil siz benim yazılarımı yeni okumaya başladınız sadece. Bu sebeple “yapıcam değil yapacağım” diye bana düzeltme göndermekle uğraşmayınız, o benim için yaklaşık 17 senedir “yapıcam”.

DÜZENLİ OLARAK KÖŞE YAZILARIMI TAKİP EDEBİLMEK VE YAZI ARŞİVİM İÇİN:

www.mehtaperel.com 

www.mehtaperel.wordpress.com

www.mehtaperelarsivyazilari.wordpress.com

Instagram:mehtaperel

Bu adreslere de eliniz alışsın, favorilerinize kaydedin hatta, siteler çöküyor, server’lar kapanıyor, yazılımlara bug giriyor, sonuçta internette yazdığımızdan adresler kapanabiliyor. Sonra aramayın nerde bu kadın diye, ben her pazartesi üstteki üç mehtap’lı adreste yazılarımı güncelliyorum)