IŞIKLARI KİM SÖNDÜRDÜ?

Bu haftaki yazım  BİR TEK OĞLUM  için tıklayın…

Ve geçen haftaki yazım;

IŞIKLARI KİM SÖNDÜRDÜ?

Aynada yansımam yok?
Canı kıymetli bir insan değilim ama hayatta bazı anlar var ki… İnsan bildiğin tırsıyor sevgili okur…

Pazar akşamı normal bir saatte gözlerimin (ikisinin birden) ağrıdığını hissettim. Aklımdan geçen; “En kötü geçen seferki gibi her bir gözüm yumruğum büyüklüğüne gelir, bir kırmızı gözlük, bir kırmızı ruj, tamamım… Kameramanlarımız alıştı bu duruma nasılsa” oldu. Çoğunuz biliyor, tanıtım çekimleri esnasında sağ gözüm teleskop vazifesi görüyordu. Neredeyse köşeleri falan benden önce dönüyordu, o kadar şişmişti. Benzer bir durumla karşılaşacağımı düşünüp aynaya baktım.

Bir müddet kendimi göremedim. Hayatta her şeyle (ve en çok kendisiyle) dalga geçen bendenizin aklından ilk geçenler şöyle değişti; “ehihehei, artık bir vampirim, aynada yansımam yok”. Birkaç saniye bu fikirle eğlenip kimlere hayatı cehenneme çevireceğimi planlayacaktım ki aynayı da göremediğimi fark ettim.

Hani göze perde inme denen bir tabir vardır, tamam gözlerim bozuk da… Aynaya burnumu değdirmeden kendimi görebiliyorum normalde. Fakat anormal bir durumla karşı karşıyaydım ve dünyanın netleşmesi için neredeyse aynaya girdim. Gözlerime baktım. Sol gözümde bordo mercimek büyüklüğünde bir nokta… Gözümde ne var diye elimi gözüme götürdüm ve o da ne…

Gözümde bir şey var ve bu bordo şeye ilaveten, ekstradan var. Diğer gözüme baktım, onda da var. Aklımdan geçen; “Lenslerimi çıkarmış mıydım? Çıkarmıştım! Lens yoktu gözümde, gözlük takıyordum… Yoksa çıkarmamış mıydım? Yoksa birkaç gündür gözümde lens mi var? Lensler gözümde eriyip gözümün tüm yüzeyine yayılıp yapışmış olabilir mi? Gözlerimin üzerini saran bu şeffaf ve jöle gibi ve oynayan ekstra katman erimiş lenslerim mi?”

Gözümün üzerindeki jölemsi ara yüzü elimle azıcık ittim, aman Yarabbi oynuyordu! Her iki gözümde de olmaması gereken ekstra bir zar vardı! Bu da neydi? Göz kanseri mi olmuştum? Göz kanseri böyle bir şey miydi? Yoksa lenslerim mi erimişti? Çeksem çıkarabilir miydim bu parçayı?

Çeksem çıkar mıydı?

Denedim! Yukarda Allah var ve şahit, denedim! Kenarından tuttum ve hafifçe yerinden oynattım… Bordo mercimek genişleyip kırmızı bir kan gölüne dönüşünce bıraktım. Kan dışarı akmıyor, gözümle jölemsi tuhaf tabaka arasında sızıntı şeklinde genişliyordu.

“Kör oluyorum…” Aklımdan geçen ilk şey bu oldu. İkinci şey; “Oğlumun büyüdüğünü göremeyecek miyim?”

Normalde bir insanı paniğe sürükleyecek bu durumu her tuhaf insan gibi metanetle karşılayıp garip düşünceler silsileme şöyle devam ettim, en ufak bir abartma yok, yemin ederim.

“Gözlerim bir tuhaf, göremiyor gibiyim, göz kanseri oluyorum sanırım, belki de doktora gitmeliyim, sanırım Acil’e gidebilirim. Ama önce cheeseburger yiyelim.”

Ve yedim afiyetle sevgili okur. Arkadaşlarımın “doktora gidelim” uyarılarına da “bir şey olacaksa olacak, açım şu an” şeklinde karşılık verdim.

Ertesi gün (Pazartesi) canlı yayına çıktım, görmüyorum ama kimseye bir şey söylemedim. Filiz (stüdyo şefimiz) bir şeyler söylüyor, yazıyor, okumaya çalışıyorum ama her şey o kadar flu ki…

Yayından sonra;

Ben: Kıymet sen bir araba çağır, benim hastaneye gitmem lazım.

Kıymet: N’oluyor? Ne oldu?

Ben: Ben pek net göremiyorum.

Kıymet: Nasıl yani? Gözünüz mü ilerledi?

Ben: Yok ben bildiğin net göremiyorum Kıymet, sen bir araba iste, ben hastaneye gideyim.

Kıymet: Bi dakka, sakin olalım, panik yapmayalım, beni görüyor musunuz şu an?

Ben: Sakinim Kıymetcim.

Göz doktoruma (kendi doktoruma) gittim. Emel Çolakoğlu benim, eşimin, kayınpederimin ve oğlumun doktorudur, ailecek çok güveniriz kendisine. Bir kez ona gitmemek hatasına düştüm (geçen sefer) onda da gözüm çıkıyordu biliyorsunuz ve Emel Hanım tek damlayla düzeltmişti beni.

O yüzden kendimi Emel Hanım’ın odasına attım ve nihayet artık kontrolümü elden bırakabilirdim.

Ben: Çok korkuyorum, sanırım kör oluyorum, gözüme bir şeyler oluyor, gözlerimin içinde jöle gibi bir şey var, oynuyor, kanıyor, gözüme yapışık, ne oluyor? Kanser mi?

Emel Hanım: Yok, ödem o ama bakalım yine de, normal bir durum, alerji olmuş ve ödem yapmış.

Ben: Hö?

Emel Hanım: O tabaka her gözde var ama bazen alerjik durumlarda ödem yapar, o zaman jöle gibi kıvamlanır, korkma.

Ben: Alerji? Ahahahaha çok iyi ya… Ben lenslerim gözümde eridi falan sandım.

Emel Hanım gözüme baktı, ben bir damla alıp çıkmak umudundayım ve sürprizini patlattı.

Gözlerimdeki kanama tansiyonla alakalı olabilirmiş, başka birtakım belirtiler de yüksek tansiyonu işaret ediyormuş ve babamda da olduğu için bende de olabilirmiş; düzenli olarak tansiyonumu kontrol etmem gerekiyormuş. Gözümün üzerinde küçük küçük kistler varmış ve onlar zamanla kendiliğinden geçecekmiş. Jölemsi vaziyet için damla verecekmiş ancak… Heyhat, gözümün üzerinde jöleye yapışmış bir parça varmış ve onu iğneyle alması gerekiyormuş!

Ben: Hö?

Emel Hanım: Acımıycak.

Ben: Gözüme iğne batıracaksınız ve acımayacak?

Emel Hanım: Evet.

Ben: Oradan ne kadar salak görünüyorum ben Emel Hanım? Çünkü bu kadar aletle retinama kadar bakabildiğinize göre hayli zeki olduğumu çözmüş olmalısınız.

Emel Hanım: Damla damlatıcaz, uyuşacak, hiçbir şey hissetmeyeceksiniz.

Ben: Gözüme iğne batırırken?

Israrla aynı şeyi tekrarlıyorum ki bir noktada “aslında tam olarak iğneyi batırmayacağım” desin diye ama yok, “evet “ diyor sürekli.

Hayatta bazı anlar var, olacağı kabul edip zevk almaya çalışmak lazım. Oradan kaçarak çıksam gözümdeki jöleye yapışan parçayla nereye gidebilirim? Kime güvenebilirim? Ya Emel Hanım yapacak ya ömrümün sonuna kadar parçaya isim falan verip onunla yaşamaya çalışıcam.

Zevk alayım bari dedim ama insan gözüne iğne batmasından zevk de alamaz…

Acımadı, o damla her ne ise gözümü uyuşturdu cidden. Parça bildiğin mor far çıktı. Göz farı, makyaj malzemesi yani…  Kendim için aldığım, benden başka kimsenin kullanmadığı, kendi makyaj malzemem ve kendi makyaj fırçalarım… Daha ne yapabilirim yani…

Yapacak şey varmış. Göze özel çok hassas bir göz makyajı temizleyicisi, iş biter bitmez makyajı itinayla temizleme, fırçaları düzenli yıkama, asla ve kat’a umuma açık makyaj malzemesi kullanmama, mecbur kalmadıkça lens takmama, düzenli olarak gözyaşı damlası kullanma ile çözülemeyecek bir şey değil.

Peki, ben bu yazıyı neden yazdım?

1)      Asla göz makyajınızı uzun süre gözünüzde tutmayın, hele makyajla asla yatmayın.

2)      Kimsenin makyaj malzemesini kullanmayın.

3)      Gözünüzde jölemsi bir tabaka fark ederseniz korkmayın, çekiştirmeyin, doktora gidin.

4)      Jölemsi tabakayı çıkarmaya çalışırsanız kanıyor ve hiç doğru değil.

Bu hafta biraz iğrenç ama hayli eğitici bir yazı yazmak istedim.

Kendinize gözünüz gibi bakın…