GİDEMEYENLERİN ÜLKESİ

Kocam iki sene önce söylemişti galiba ilk kez, üç de olabilir, emin değilim. ‘Burası kalanların değil gidemeyenlerin ülkesi olacak’ demişti. Durum çok hızlı şekilde tam da dediği yere geliyor.

Oysa ben onu hep yaş aldıkça kendi babasına benzemekle, gereksiz aksilenmekle ve huysuzlanmakla eleştiririm. Ancak görüyorum ki yine haklı, hep haklı.

Ülke hızla gidemeyenlerin ülkesine dönüşüyor.

Bunu görmek için en basit vize işlemi için aylarca bekliyor olmamıza bakmaya da gerek yok, kaymakamlığa gidiyorsun normalde 1 saat anlatman gereken apostil işlemi için kuyruk var. Kaymakamlık apostil kompedanı olmuş. Tapu işlerine gidiyorsun hangi ülke diyorlar. Mal mülk beyanı çıkarttırıyorsan ve elinde kimseye dair bir ölüm belgesi yoksa demek ki miras olayı değil, gidiyorsun. İki iyilikten biri yani.

Çok acayip, sanıyorum burada Araplar kalacak en son. Bir de biz, bir kısım bizden birileri böyle Arabistanlı Lawrence gibi dolaşıcaz ortalıkta. Küresel ısınmanın da bir neticesi olarak ben kendimi başımdan omuzlarıma inmiş bir keten örtü ile Mecidiyeköy’de deveyle gezerken görebiliyorum. Ya siz? Elle yemek yeme olayına uyamasam da deve sürerim sanıyorum, ne dersiniz?

Ya da Fransız lejyonerler gibi. Yada hani Afrika’nın balta girmemiş ormanlarındaki yerli kabileleriyle yaşamaya çalışan misyonerler gibi.

Yani nasıl hepsi bulundukları ortamda ayrık otu gibi sipsivri kalıyorsa ve göze batıyorsa tam da o halde demek istiyorum. Bulundukları yere ait olmadıkları hemen belli olan insanlar gibi yani…

Bence daha iyi tarif edilemezdi, insanın kendi vatanına ve milletine yabancılaşması…

Oyalanacak bir şeyler bulalım. Ciddiyim sevgili okur. Kesinlikle gündemi yok sayarak, etrafla mümkün olan en az şekilde muhatap olarak, kendi küçük dünyanda, kendi hobilerinle, kendini geliştirerek ve sadece kendin için yaşadığın modele hızla geç.

Hani demiştim ya hatırlıyor musun, çok söyledim bunu, expat gibi yaşama sanatı. İş dolayısıyla Dubai’de falan olmamız gerekiyormuş gibi. ‘İşlerimiz sebebiyle bir süre Filistin’de yaşamamız gerekecek’ kafası. Bulunduğumuz yeri sahiplenmeden, bir müddet için buradaymışız gibi, expat gibi işte, geçici görevle gelmişiz gibi, turist gibi. 

Kendi küçük, kaliteli, tanıdık ve sınırlı çevremizde (diğer expat ailelerle yani), kendi sevdiklerimizle, kendi alanımızda, sevdiğimiz şeyleri yaparak kapalı bir hayat. Çıldırmamanın ya da durumlara üzülmemenin yolunu burada buldum ben. Yazarak, okuyarak, yeni şeyler öğrenerek, ne olursa. Hayvanları severek, sevdiklerimize zaman ayırarak, müziğimizle, şarabımızla, kedimiz veya köpeğimizle, çocuklarımızın iyi ve sağlıklı olmasından mutluluk duyarak, biz iyi ve sağlıklı kalmaya çalışarak…

Mümkün olduğunca haset, haris, kötü niyetli, dedikoducu, içten pazarlıklı, kötü insanları kendimizden uzak tutarak, sevdiğimiz, güvendiğimiz, değer verdiğimiz ve bize değer veren azınlıkla, kapalı bir hayat. Dışarıya, onlara ve tüm diğerlerine kapalı!

Çünkü gerçekten çok sevimsiz her şey. Çok. Sevimsiz ve çirkin. Ve bayağı ve kaba saba.  Bunu üstten bakarak ve küstah bir yerden söylemiyorum. Bir durum bildiriyorum. Bir hal, bir oluş.

Kavga, gürültü, küfür, kıyamet, öfke. Garip garip insanlar, ne konuşulduğunu anlamadığımız bir dil, çöpler ve yüksek ses ve tükürmeler, itişip kakışmalar, kavgalar, çarparak yürümeler, kurallara uymamalar, çekirdek çöpleri, çimlere kurulan semaverler…

Çılgın bir pahalılık, feci bir trafik, sürekli bir kalabalık…

Tamda bu yüzden, biz, yani expatlar, kendi içimize dönelim. Biz bize, kendi aramızda, sakin bir şekilde yaşayıp gidelim.

Umarım başarabiliriz.

Huzur ve sükunet dolu bir hafta diliyorum sevgili okur.  

XXX

Not: Yazılarımla yeni tanışanlar için bu not (bu notu zaman zaman ekliyorum araya mecburen). Ben yazılarımı konuşma diliyle yazıyorum. Bu çok uzun yıllardır bu şekilde. Newsweek Türkiye’de köşe yazıyordum orada da böyleydi, Hürriyet’te yazıyordum orada da böyleydi, hep böyle oldu. Bu yeni bir durum değil siz benim yazılarımı yeni okumaya başladınız sadece. Bu sebeple “yapıcam değil yapacağım” diye bana düzeltme göndermekle uğraşmayınız, o benim için yaklaşık 18 senedir “yapıcam”.

DÜZENLİ OLARAK KÖŞE YAZILARIMI TAKİP EDEBİLMEK VE YAZI ARŞİVİM İÇİN:

www.mehtaperel.com 

www.mehtaperel.wordpress.com

www.mehtaperelarsivyazilari.wordpress.com

instagram.com/mehtaperel

twitter.com/mehtaperel

Bu adreslere de eliniz alışsın, favorilerinize kaydedin hatta, siteler çöküyor, server’lar kapanıyor, yazılımlara bug giriyor, sonuçta internette yazdığımızdan adresler kapanabiliyor. Sonra aramayın nerde bu kadın diye, ben her pazartesi üstteki üç mehtap’lı adreste yazılarımı güncelliyorum)