ÇİFT SAATLİLER

Bu hafta çok ilginç bir tecrübe yaşadık sevgili okur. Kedimizi alıp başka bir yere kalmaya gittik. İlk kez böyle bir şey yaptık, çok heyecanlıydık ve sanıyorum minimum zararla atlattık.

Kedi konusuyla ilgilenmeyenler aşağıya doğru inip diğer konuları okuyabilirler.

Öncelikle, bildiğin gibi sevgili okur, biz gidip “kedi satın almadık”. Konuya dünyanın oluşumundan başlar gibi böyle en başından başlama sebebim ise mesaj kaygım olması. Hayvan satın almıyoruz sevgili okur. Çünkü hayvanlar çanta, ayakkabı, telefon gibi bir şey değil. Hayvanlar canlı. Gidip bir ailesi olması için bekleyen bir hayvanı sahipleniyoruz. Sokaktan olur, barınaktan olur, gidip hayvanı sahipleniyoruz. İnsan olan biziz ya hani, o yüzden. 

Neyse sinirlenmiycem dur…

Kedimiz Kuzu beyi sokaktan sahiplendik ve sanıyorum 7 yaşlarına doğru geliyor artık, uzun süredir bizimle yaşıyor. Bu süreçte de evden dışarı çıkmadı. Arada tasma ile apartmanda gezdiriyordum ama onda da diğer kedilerle karşılaşıp kavga etmeye uğraştığı için onu da bıraktık. En fazla Handan’a oturmaya gidiyor benim çaprazımda oturan komşuma o kadar. 

Kedi taşıma sepetine girme olayını toptan bıraktığımızdan sepetle kötü anıları çok gerilerde kaldı. Bu bir artı oldu bizim için. Veteriner eve geldiğinden, Kuzu’yu taşıma sepetine koy, veterinere götür durumumuz olmadı. Böylece taşıma sepetiyle olumsuz bir bağı uzun süredir yoktu. 

Taşıma sepetini önündeki kafesi kaldırıp yuva gibi, içine örtüsünü koyup evin içinde tutuyordum. Böylece kenarlarına ağzını sürerek kokusunu bırakma, klübe gibi içine girip uyumak, olumlu bağ kurmak işini de halletmiştik.

Geriye sadece en zor kısım kaldı. Kediyi taşıma sepetine elimizle koymak. Kediler direnir biliyorsun sevgili okur ve inanmazsın bizimki de bir hayli güçlü bir kedi. Bir yere girmek istemiyorsa adam 6,5 kilodan 10 kiloya rahat çıkıyor. İtip kakamıyorsun yani.

Neyse ben buna, daha önce gezdirirken kullandığım beden tasmasını taktım. Böylece tasma takılınca aşırı rahatsız olan tüm kediler gibi bir tık kitlendi. Kitlenmeden istifade hızla, kedi sepetini kıçından açtık, kendisini içine teptik. 

Şöyle,

Sepetin önü (kafesi) takılı, arkasını kaldırdık sadece, içeri itip, tık kapadık.

Miyavlama faslı başladı ama dedik ki olacak o kadar.

Miyavlama faslı çok uzamadı çünkü ilk etapta kendisiyle arkada oturdum arabada ve kutuyu beni göreceği şekilde konumlandırdım.

Eve varır varmaz hemen ödül mamalarını verdik, tabii ki yemedi, mamasını, suyunu, kumunu yerleştirdik. 

Önce fazla tantana yapmadan karı koca bir kenara oturup evi gezmesini bekledik. Yatağın altına sindi. Fazla gürültü yapmadan, Kuzu’yu tedirgin etmeden evde normal yapacağımız işleri yaptık. Gergin bir şekilde yanımıza geldiğinde ödül mamasını verdik. Sonra kumuna götürüp ön patilerini kumuna bastırdık. Sonra tekrar kendi haline bıraktık. 

Birkaç saat evde onunla kaldık ki panik yapmasın diye, sonra çıkıp işlerimizi hallettik. 

Evin çeşitli yerlerine üzerinde yatmayı seveceğini bildiğimiz yatak ve örtüleri koyduk tabii.

Eve dönerken yine aynı şekilde tasmayla paralize edip sepetine aynı şekilde arkadan yerleştirdik. Yolda yine ben arkada onunla oturdum. parmaklarımı sepetten içeri sokup alnını, gıdısını sevdim. Dönüşte daha sakindi. Eve gelir gelmez, sepeti açtık ve hep alışkın olduğu evde dolaşıp rahatlamasına izin verdik. Sonra hemen ödül maması ve yaş mama verdik. Şu anda bir yerlere sindi uyuyor. Kendi evinde ama sanırım psikolojik olarak yorulduğu ve tedirgin hissettiğinden pek de uyuyamadığı için gizli yerlerinden birine sinip yorgunluktan bayılmış olmalı.

Bunu niye yaptık?

Farkettik ki çok hareket halindeyiz. Sürekli bir yerlere gidip geliyoruz ve istedik ki sadece oğlumun yanına, yani yurtdışına giderken Kuzu’yu bırakmak için birilerinden yardım istemek durumunda kalalım.Bunun dışındaki gezmelerimizde kedimiz bizimle beraber gelsin, çünkü sürekli birilerine biz şimdi şuraya gidiyoruz kedimize bakar mısınız demek de ne bileyim… Zor yani… Sağolsun hayvanseverler birbirine yardım ediyor ama biz fazla dolanır olduk ve artık Kuzu’nun da kendi konfor alanından çıkmaya alışması gerektiğine karar verdik. Umuyoruz bir kaç seferden sonra bu kadar stres verici olmayacaktır onun için.

XXX

Şehre gittiğimizde insanların kayak kıyafetleriyle gezdiğini gördüm ve ne olduğunu anlayamadım önce. Şubat tatili mi? Bizim çocuk büyüdü bizde ip koptu artık, sadece bayram falan biliyoruz malum. Bir durum olmalı çünkü herkes tatilden geldiğini ispat derdine düşmüş. İnsan başka neden Akmerkez’de kayak kıyafetiyle gezer ki bu günlük güneşlik 10 derece havada? Bu şey gibi, akşam nişana gidiyorsun mesela, ertesi gün hala nişan kıyafetleriyle ve nişan topuzuyla-makyajıyla geziyorsun. Böyle absürd.

Para el değiştirdikçe ülkenin yeni zenginleri böyle oldu. Bu ülkede kayağa hep gidilirdi ama kar tatilinden döndüğünde kayak montunu iç askılarından omzuna asıp AVM’de gezmezdi kimse. Ya da kar botlarıyla Bebek’te yürümeye çalışmazdı. Çünkü görgü böyle bir şeydi ve bu “yeni para” kitlede o yok işte. Mont var, bot var ama altyapı yok. 

Yıllar önce oğluma dediğim gibi. Bu Apple watch’lar ilk çıktığında bizim oğlan da daha Teog’a yeni girmiş, istediği okulun puanını aldığı belli oldu biz ona hediye olarak bu saatten aldık. Tatile giderken de İzmir yolu üstünde bir yerde durduk kahvaltı yapacağız, bizimki minik o zaman, saatiyle oynuyor falan, dedim ki oğlum sakın bu saati önemseme sen bu saatten değerlisin. O esnada yan masamıza Arap bir aile geldi. Gençten bir oğlan aynı saaten farklı iki tane almış, birini bir koluna birini bir koluna takmış. Çünkü ezilmemeye çalışıyor ülkemizde göçmen olarak… Dedim ki hemen oğlum şu yan masadaki çocuğun kollarına bak, gördün mü? Bu saati parayı veren herkes alır ama senin girdiğin okula parayı veren herkes giremez. Adamı bahçesine bile sokmazlar…

Bizim gibi ailelerin yetiştirdikleri gitti maalesef. Buralar onlara yavan geliyor. Kalanlar da zaten expat gibi yaşıyor, onlar da yüksek lisansta falan gidecek. Burası her koluna bir saat takanlara kalacak. Bizim gerçeğimiz de bu.

Ha ne mi yapacağız?

Vallahi sizi bilmem ben dalgamı geçiyorum. 

Parayı basarak ben olamayacak insanların arasında, bacak bacak üstüne atıp kahvemi yudumlayıp, dalgamı geçiyorum. Bu da benim hobim. 

XXX

İnsanın en iyi arkadaşı kocası. Bundan eminim artık. Kocan en iyi dostun, ne olursa olsun. Çünkü bir tek o, gerçekten senin kötü durumda kalmanı, üzülmeni, mutsuz olmanı istemiyor, çünkü birtek onu senin mutsuzluğun olumsuz etkiliyor. Keyfin kaçsa suratını o çekiyor, mutsuzsan baş ağrını mide ağrını o iyi etmeye uğraşıyor. Senin memnuniyetsizliğin onu da etkilediği için bir tek o gerçekten senin iyiliğini istiyor. Senin üzüleceğini düşündüğü bir şeyi yapmıyor, sana zarar vereceğini düşündüyse duruyor. Gidip dedikodunu yapmıyor mesela kocan. Oturup seni birileriyle çekiştirmiyor.

Düzgün bir adamla evlenmeyi becerdiysen ona iyi bak sevgili okur. Ona iyi bak ki uzun yaşasın. Ona bir şey olursa yapayalnızsın.

Mutlu bir hayat dilerim herkese, mutlu bir hafta ve daha az hayal kırıklığı… 

xxx

Not: Yazılarımla yeni tanışanlar için bu not (bu notu zaman zaman ekliyorum araya mecburen). Ben yazılarımı konuşma diliyle yazıyorum. Bu çok uzun yıllardır bu şekilde. Newsweek Türkiye’de köşe yazıyordum orada da böyleydi, Hürriyet’te yazıyordum orada da böyleydi, hep böyle oldu. Bu yeni bir durum değil siz benim yazılarımı yeni okumaya başladınız sadece. Bu sebeple “yapıcam değil yapacağım” diye bana düzeltme göndermekle uğraşmayınız, o benim için yaklaşık 20 senedir “yapıcam”.

DÜZENLİ OLARAK KÖŞE YAZILARIMI TAKİP EDEBİLMEK VE YAZI ARŞİVİM İÇİN:

www.mehtaperel.com 

www.mehtaperel.wordpress.com

www.mehtaperelarsivyazilari.wordpress.com

instagram.com/mehtaperel

X.com (twitter)/mehtaperel

Bu adreslere de eliniz alışsın, favorilerinize kaydedin hatta, siteler çöküyor, server’lar kapanıyor, yazılımlara bug giriyor, sonuçta internette yazdığımızdan adresler kapanabiliyor. Sonra aramayın nerde bu kadın diye, ben her pazartesi üstteki üç mehtap’lı adreste yazılarımı güncelliyorum)