BALKON YAZISI

Soyluluk öğrenilir mi?

 

Merhaba sevgili okur. Bir balkon yazısı ile karşındayım. Tahmin edebileceğin üzere oyumu kullandım, gün bitti bitecek, bir kaç saate sandıkları açmaya başlayacaklar…

Sen bu yazıyı okurken balkona kim çıktı belli olacak muhtemelen ve bu ben değilim… Olsun… Ben makus talihimle barıştım sevgili okur. Bu halk beni yazar olarak dahi anlamlandıramamışken Başbakan seçecek değildi elbette. Öte yandan yetki verme noktasında halkın tercihlerine baktığımda görüyorum ki benim bu ülkenin vatandaşı olmuş olabilmem bile bir tuhaf.. O kadar ayrı telden çalıyoruz.

Bu seçimin de daha ilk saatlerinden itibaren sandıklardan türlü çeşit yolsuzluk ihbarları, kısa videoları, tutanakları, fotoğrafları gelmeye başladı. Daha bir kaç saat olmamıştı ki, mükerrer oy kullananlar, sahte kimlikle oy kullanmaya çalışanlar, 52 sene önce ölüp sonra oy kullanmaya çalışanlar, elinde on zarfla gelenler, tekme tokat dışarı atılan sandık müşahitleri….

Politik bir yazı yazmayacağım çünkü bir “anne-bebek-çocuk” yaşam alanındasın, istiyoruz ki burada kafan açılsın, nefes al…

Ancak ben şunu söylemeden geçemeyeceğim, arkadaş ne üçkağıtçı milletmişiz…

Tamam tarihe bakalım “Bizans entirikası” denen bir hadise var. Yani entirikacılık sırf bize has bir durum değil. Öte yandan adamlarda bir şövalyelik müessesesi de var. Bir denge var yani. Hani bir kısım insan soylu ve az da değiller o kadar… Veya geliyorlar, birbirlerine eldivenle bir tokat atıyorlar ve düelloya davet ediyorlar. Açık, net, dalaveresiz. Herkes silahını seçiyor, hakemler var, izleyecek varsa var. Sırt sırta dönüyorlar….

Yani elalemde entirika var ama bir soyluluk da var.

Biz komple şark kurnazı halindeyiz. Nerden aşırtırız, nasıl çarparız, nasıl kıvırırız…

Geri dön bak en soylumuz kabul edebileceğimiz oğlunu boğdurtuyor falan… Sürekli bir arkanı dönememe, heran nerden ne yiyeceğini bilememe…

Bir millet düşün, tarihi boyunca geliyor, pat diye yerleşiyor, sahipleniyor, el koyuyor, yağmalıyor, onu zehirliyor, berikini sallandırıyor…

Hiç iyi taraflarımız yok mu? Var elbette güzel saz ozanlarımız çıkmış mesla. Aşık Veysel falan var… Ya da Nazım Hikmet var… Deniz Gezmiş var…

Kendi halinde şarkı söylüyorsa ve kör ise ellememişiz de, biraz tepkili olanını ya kaçırmış veya asmışız falan…

Bir garip milletiz bunu kabul edelim, kendi gerçekliğimizle yüzleşelim, en azından hastalıklı genlerimizi çocuklarımıza taşımamak onları da kendi zehirlerimizle zehirlememek için, yüzleşelim ve vazgeçelim.

Değişelim.

Biz böyle olmayalım.

Daha dürüst, daha net, daha gerçekçi, daha hakçı olabiliriz.

Daha delikanlı olabiliriz. Hala olabiliriz.

Kaypaklık yapmayabiliriz, iki yüzlü olmayabiliriz, ihale alırız diye yalakalık yapmayabiliriz, yarın işim düşerse diye sevmediğimiz insanlara gülümsemeyebiliriz, arkasından konuştuklarımızla “aşkımmmm” diye sarmaş dolaş olmayabiliriz.

Biraz daha soylu olmak mümkün.

Genetik olarak yok ama öğrenilebilir.

Balkona kim çıktı sen şu an biliyorsun ama ben bu satırları yazarken henüz belli değil. Ben çıkmadım ama o kesin.

Benim oy verdiğimin de çıkmış olması düşük ihtimal…

Çünkü memleket bu, halk bu, vaziyet ortada, malzeme belli…

Yine de biraz daha soylu olmayı dene Türkiyem.

Öğrenebilirsin.