Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

LÜTFEN O KOLTUĞU GETİRELİM

Sırtım ağrıyor!!!

Boyut’taki haber editörlerim Itır ve Meliha ile çok eğlendiğimi biliyorsunuz. Nihayet istediğim gibi bir ekip kurdum Boyut’ta ve eski okurlarımızın bildiği üzere çok da kolay olmadı.

Yeniler için özet geçecek olursak; Itır ilk günden beri benimle birlikteydi. Itır’ın karşısına, yanına, arkasına kimi oturttuysam birkaç ay içinde işten çıkartmak zorunda kaldım. Arada ağlayarak ya da sinir buhranı geçirerek gidenler de oldu bana dayanamadıkları için. Benimle çalışmak kolay değildi.

Derken Meliha geldi. Boyut/taki arkadaşların “Gazan mübarek olsun”, “Hadi Allah kurtarsın” şakalarıyla ilk günü atlatmaya çalıştı. İnsan kaynaklarına evraklarını götürürken “Girişini hemen yapmayın, nasılsa çıkar işten” diyorlardı ama Itır benimle 1 yılı, Meliha 6 ayı tamamladı. Kendi çapımızda kutladık biz de…

Bağlı olduğum iki patronum Bülent Özükan ve Murat Öneş, Öneş’in odasında birtakım atlasları inceliyorlar yine (hiç anlamadım bu atlas meraklarını ama bunu eleştirip işimden olmak istemiyorum).

Ben: Sevgilim patronlarım nasılsınız, iyi misiniz, beni gördüğünüz için mutlu musunuz?

Öneş: Hıhı

Özükan: …..

Ben: O o duygu seli ve coşkuyu hissedemiyorum ama ehehe.

Öneş: …

Özükan: Mutluyuz Mehtap.

Ben: Çünkü, şu koca yerde beni görünce mutlu olma ihtimali olan iki kişi varsa, onlar da sizlersiniz ve yani…  siz de böyle ilgisiz kalınca hiç olmuyor.

Özükan: Ne istiyorsun Mehtap?

Ben: Biz biraz erken çıkabilir miyiz kızlarla diyecektim. Itır bir seneyi doldurdu, aşağıda içirip sarhoş edicem ki yaşadıklarını unutsun.

Özükan: Yapma ya bir sene ha, büyük başarı, kızın çektiği çileyi bir düşün bir sene boyunca.

Öneş: Bir sene bu! Seninle hem de! İyi içir bence.

Özükan: Ne sabır varmış kızda, Meliha ne kadar oldu?

Ben:….. 6 ay

Öneş: Meliha kendi gibi üşütük diye onu ellemiyor. Itır, olayı soğukkanlılıkla idare ediyor.

Ben: Ay yazıklar olsun! Bu mudur benim hakkımdaki duygu ve düşünceleriniz? Sizin gözünüzde ben tahammül edilmez bir üşütük müyüm yani?

Özükan: İniyosan in, fikrimi değiştirmeden.

Ben: İyi akşamlar o halde, ehehehe.

Yani ben, benden çok haz edilmediğinin farkındayım da boyutlarından çok emin değildim… Artık eminim…

Star TV’den çıktım, Boyut’a geldim ve uykusuzum. Patronun odasındaki kahveyi çalmak üzere Öneş’in odasına girdim ki;

Öneş: Otursana.

Ben: Ne oldu?

Öneş: Çok yorgun görünüyorsun.

Ben: Yorgunum.

Öneş: Uykusuz kalıyorsun dimi?

Ben: Evet, çok.

Öneş: Çok erken kalkıyorsun, iki işte çalışıyorsun, sonra da ev, çocuk.

Ben: Evet… Aynen.

Öneş: Evdeki, yardımcı bayan yatılı da değildi galiba.

Ben: Yok değil.

Öneş: O zaman eve girdiğin anda, bütün işler senin üzerinde yine.

Ben:…. Evet.

Öneş: Oysa kanaldan çıktıktan sonra direkt eve gidebilsen, buraya gelmen gerekmese bu kadar yorulmayacaksın.

Ben: ….

Öneş:……

Ben: Bu ne demek şimdi?

Öneş: Hiç… sadece söylüyorum…

Ben: Hiç! Bir! Yere! Gitmiyorum! Buradayım! Sökerek atarsınız beni buradan! Gitmiyorum! Seviyorum burada çalışmayı! Allah Allah!

Öneş: Tamam ya bişi demedik zaten.

Ben: Gitmiyorum!

Öneş: İyi gitme! Otur!

Ben: Beni o kadar düşünüyosan patron şuraya bir doğru düzgün koltuk koy, gelince bir beş dakika kestireyim, ölüyorum.

Öneş: Ondan dedim ben de demin zaten.

Ben: Hayır! Hayret bişi!

Bir zaman sonra ben Öneş’in son derece rahatsız, konforsuz ama şık kırmızı deri koltuğunda oturarak “gözlerimi dinlendirmeye çalışıyorum”. O masasında çalışıyor. İbrahim ve Serdar ona bir şeyler sormaya geliyor.

İbrahim: Bu ne burada?

Öneş: Yokmuş gibi yapın, yorgun.

Ben: Gözlerimi dinlendiriyorum, başım ağrıyor uykusuzluktan.

Serdar: Zorun ne?

Ben: Tecrübe oğlum! Kanal açıcaz…. Ben ölmeden açarsak iyi olacak elbette…

İbrahim: Kanal mı açıyoruz patron?

Öneş: Sayıklıyor o uykusunun arasında. Siz bakmayın…

Ben: Yalnız biraz daha kısık sesle toplantı yaparsanız çok sevinicem çünkü sesiniz bana geliyor.

Öneş: MEHTAP!

Ben: Aman tamam gidiyorum. Uyunmuyo bunlarda zaten! Sadece şık, hiç rahat değil! Koltuk istiyorum ben buraya.

Öneş: Git evinde yat.

Ben: Burada yatıcam tamam mı? Burası benim evim! Gitmiyorum tamam mı!

Öneş: Sus otur o zaman, içinden sayıkla.

Ben: Hayret bişi.

Durum bu ara bu. Biraz itiş kakış, biraz yorgunluk ama evimdeyim….

Ancak buradan da bir kez daha tekrarlamak isterim:

Sevgili Öneş,

Odanızdaki koltuklar hiç rahat değil. İnsan bir on dakika sırtımı dinlendirsem dese kamburu çıkıyor. Ben matbaa tarafında atılı kalmış, turuncu, altından ayak koyma yeri çıkan ve yatabilen o koltuğu istiyorum.

Lütfen onu Koza’ya getirelim, valla sırtım ağrıyor…

Comments are closed.