Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

MANASIZ LİNGO KULLANIMI

Gel seninle bugün karşımıza çıkan insan tiplemelerinden biri üzerine sohbet edelim sevgili okur. Hep çocuk konuşacak halimiz yok herhalde değil mi?

 

Yaş aldıkça daha toleranslı olunduğuna dair bir iddia var ya sevgili okur. Genel hatlarıyla doğru. Daha önceden çok hızla tepki verdiğin bazı şeylere ilerleyen yaşla daha az öfkeleniyorsun. Daha hoş görülü daha anlayışlı oluyorsun gerçekten. 40 yaşın altındaki insanların yaşadığı hezeyanlar falan çok çiğ geliyor, o çıkışları falan manasız, pek çok şeyi çocukça buluyorsun. Eskiden heyecanlandığın şeylere heyecanlanmıyorsun veya eskiden güldüğün şeyleri artık komik bulmuyorsun. Doğal olarak değişiyorsun. Muhtemelen 50’li yaşlarda bu günleri, bu kafaları gülümseyerek hatırlayıp “ne saçma” diye düşünücez. Böyle bir şey bu belli ki.

Sana dair duygularından yaşam felsefene, yüzündeki çizgilerden eğlence anlayışına pek çok şey değişebilirken bazıları kesinlikle değişmiyor. Sanırım değişmezler seni sen yapıyor.

 

Misal ben avamdan hiçbir zaman hoşlanmadım. Nasıl diyeyim böyle ayakkabısının topuğuna basan, böyle bağrı açık (bunu sadece görüntü değil bir tip bir karakter olarak da kastediyorum) böyle dayı dayı… Manalı manasız lingo kullanan, “lingo oluşturan” nasıl tarif edeyim “delikanlı” imajı yapmaya çalışan ama delikanlı olmadığından olayı “itliğe” kayan tipler vardır ya hani… Sevmem…

 

Ben benimle doğru şekilde konuşulmasından hoşlanırım. Benimle konuşurken yerli yersiz aforizma kasılmasından, o zorlama halinden hiç hazetmem ve etrafımda da böyle insan tutmamaya özen gösteririm. Kafaları yeterince karıştırdıysam konuyu bir örnekle açıklayayım.

 

Bizim oğlumuz uzun sayılabilecek bir zamandır basketbolla ilgileniyor. Fena olmadığını, atışlarının falan iyi olduğunu da söyleyebiliriz. Bu sene TEOG’lar falan daha az antrenmana gidiyor ama düzgün-düzenli antrenman yaptığı zaman sahada kendisine verilen görevi iyi yapabildiğini defalarca gördük. Geçenlerde siteden arkadaşlarıyla kendi aralarında maç yaparlarken camdan onları izleyen biri aşağıya yanlarına iniyor ve Atahan’a telefonunu verip benim ya da babasının kendisini aramasını rica ettiğini söylüyor. Adam bir özel klüpte antrenörmüş, mevzu bu. Biz aramadığımız için zannediyorum Atahan daha da kıymete biniyor ve her rastladığında bizimkine sizinkiler niye aramıyorlar falan diye…

Sonunda, ben artık konuyu nihayetlendirmek ve adamın düzenli olarak Atahan’la bu konuşma çabalarına (bu vesileyle de bir ahbaplık oluşturmasına) engel olabilmek için aradım bu kişiyi.

 

Bakın selam sabah faslından sonra şöyle bir konuşma geçti aramızda;

 

– Sizin oğlan çok iyi gerçekten

– Teşekkürler

– Onu bizim parkeye alalım

– Pardon?

– Bizim parkeyi dövsün biraz da

– ………………… Atahan’ın lisanslı olarak basketbol oynadığı bir klüp var zaten teşekkürler

– Biliyorum efendim biliyorum delikanlı kendisi de söyledi zaten de biraz da bizim parkeyi terletsin

– Atahan’ın zemin döşemesi ve malzemesiyle bir ilişkisi yok, parkeymiş, taşmış umuru olmaz, sevdiği bir koç var onunla çalışıyor, bu hususta da artık daha fazla iletişim halinde olmamıza gerek olmadığını ben bizzet size söylemek istedim.

– ????

– Bu “parkeli – terli” lingolar falan… “beyefendi”… Bizim çok altımızda kalır… Bize uymaz! Bu bağlamda sizden de ricam bundan sonra oğlumu gördüğünüzde bir akranı ahbabı gibi kendisiyle konuşmaya devam etmemeniz yönünde olacak. Bu benim konuyu “RİCA!” ile çözmeye çalıştığım birinci bölüm. İkinci bölümde anne çirkinleşir ve konu karakola akseder!

Zannediyorum hallettik. Şimdi diyeceksin ki niye bu kadar kızdın? Çünkü sevgili okur kaç yaşına gelirsen gel bazı huyların değişmez. Ben bu ayakkabının topuğuna basan (bunu bir karakteri tanımlamak için söylüyorum) adam modelini hiç sevmem. Sen bir antrenör, koç, hoca, sporcu ne isen, bir konuşma yapacaksan benimle bunun şu kalite ve çizgide olmasını bekler ve isterim ben:

“Mehtap Hanım Atahan’ı basketbol oynarken gördüm. Bizim klümüz de şöyle bir klüptür, Atahan gibi bir oyuncumuz olmasını ben koç olarak çok arzu ederim. Sizin için de uygunsa bir gün bir antrenmanımızda misafir etmek isterim, bir denesin isterseniz belki bizimle devam etmek ister. Ne dersiniz?”

 

Bu konuşma böyle olmalı. Bu tartışmaya açık değil. Ha, bu şekilde konuşsa sonuç değişir miydi hayır değişmezdi ama ben adamı azarlamadan kibarca teşekkür edip telefonu öyle kapatırdım.

 

“Parke terletmek”, “parke dövmek”… Bu ne ya? Bu ne? Bu ne basitlik? Bu ne avamlık? Ne kadar mahallevari bir ağız bu.

 

Fakat işin acıklı kısmı bu “tarz” konuşma daha önce işe yaramış, etkili olmuş olmalı, buradan gaza gelmiş birileri de olmuş olmalı ki adam olaya direkt bu ağızla girdi.

 

Ne basit…

 

Bazı şeylere hiç tahammülüm yok. Yazı yazarken sürekli devrik cümle kullanılması da böyle, gözüm yoruluyor o devrik cümlelerin arasında. Bir de sektörel lingolar, acayip tiksiniyorum. “Parke dövmek” nedir ya? Siz kendi aranızda, soyunma odasında havluyla birbirinize vururken böyle konuşuyor olabilirsiniz ama bu olaya ikinci- üçüncü dereceden dahil olan insanların çekmek zorunda olduğu işitsel bir tecavüz olmamalı.

 

Oğlum geçen seneden beri aynı yerde TEOG sınavına hazırlanıyor. Önce Atahan sonra biz çok memnunuz hem bize ayarlanan özel hocalardan hem koç hocadan. Bizi tanıyan başka bir özel ders/koçluk yerinin müdürü aradı;

 

-Ata bizim için sınava girsin Mehtap Hanımcım

-Tamam söyleyeyim ben annesine sizi arasın

-????

-Benim oğlumun adı Atahan, Ata da var evet, oğlumun arkadaşı, annesine söyleyeyim arasın sizi

-Ha pardon ben…

-Ben 6 ay düşündüm oğlumun ismini, 6 ay aradım baktım ve Atahan koydum. Sınava da niye “sizin için girsin” ?? “Bizim için” de girmiyor sınava, kendi için giriyor sınava!

 

Kendini düzgün ifade etse fikrim değişecek miydi? Değişmeyecekti ama terslemeden kapatacaktım telefonu. “Bizim için girsin sınava”! Sen kimsin ya? Neden benim oğlum “senin için” sınava girsin, kimsin sen? Bu ne biçim ağız?

 

Bu konuşma modelinden gaza gelen, şevke gelen insanlar var biliyorsunuz değil mi? Bu avamdan hoşlanmak nedir çözemedim ama var.

 

-Hangi okulları düşünüyor?

-Fransız okullarına çok sıcak bakıyoruz çünkü….

-Bi dakka bi dakka! Neden Fransız okulları? Robert konuşalım, Avusturya konuşalım!

 

Şimdi bu konuşmanın yapılmadığı veli yoktur. Yeni nesil pazarlama bu çünkü. Yiyeni, alıcısı çok, bakın burdan gaza gelen “Bizim oğlan MIT’nin lisesi varsa oraya bile girer la”çok fazla. Bizde şöyle oluyor ama;

 

-Bizim Fransız okullarını düşünme sebebimiz çocuğumuz Avusturya lisesine giremez diye düşündüğümüz için değil. Çocuğumuzu sizin onu tanıdığınızdan daha iyi tanır ve güveniriz. Biz o ekolü beğendiğimiz ve o ekolde eğitim almasını arzu ettiğimiz kendisi de ilkokuldan beri o ekolde yetiştiği ve benimsediği için. Bu bir! İkincisi! Hangi okulu “konuşacağımızı” biz biliriz! Siz bizim konuştuğumuz okulu konuşmak için buradasınız!

 

“Robert konuşalım, Avusturya konuşalım”…

 

Biz bilemiyoruz ne “konuşacağımızı” karı-koca, bize 32 yaşında Fen öğretmeni ne “konuşacağımızı” anlatsın diye geldik. Evet!

 

Allah Allah…

 

Sonrasında kendi kendime düşündüm. Pek çok konuda daha toleranslı bir insan olmaya başladığım halde bazı şeylerde bir santim dahi esneme olmadığını gözlemledim. Bunlar beni ben yapan şeyler. Tıpkı seni sen yapan şeyler gibi sevgili okur. Bazı huylarımız kaç yaşına gelirsek gelelim değişmeyecek.

 

Umalım da bunlar iyi huylar olsun.

 

Kendimizi zarafetle ifade edebildiğimiz günler dilerim

 

 

 

 

Comments are closed.