Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

KISKANÇ DEĞİL HAMİLE!

Öncelikle yeni yazım RESİM DEĞİL CİNSEL TERCİH için link verelim;

http://www.anneboyutu.com/Editor.aspx?ArtId=7679

Ve geçen haftaki yazım;

KISKANÇ DEĞİL HAMİLE!

“Doğur ve bitsin bu çile!”
Eşi sıklıkla yurtdışına çıkan kadınlar bilirler. Bazen adamlar güzel yerlere giderler ve şartlar uygunsa siz de takılırsınız peşlerine. Bu bahaneyle siz de gezmiş olursunuz falan… Bir zamanlar hayat bana güzeldi, vaktim vardı ve ben de yapabiliyordum böyle şeyler. Sarhan toplantıdayken ben Milano sokaklarını arşınlıyordum, müze geziyordum, kitapçılara bakıyordum… Atahan doğduktan sonra da sıklıkla yaptık bunu. Sarhan önden gidiyor, işlerini hallediyor, ben arkadan Atahan’ı alıp gidiyorum, birkaç gün birlikte gezip dönüyoruz…

Bu gezilerimizden bir tanesinde ben Atahan’a hamileydim. Sevgili okur, şu kadarını itiraf edebilirim: Normal şartlarda dahi emsallerinden hayli farklı olan ben, hamile hormonları eklenince çok acayip bir canlıya dönüşmüştüm. Biz o zaman boşanmadık ya, bize daha kolay kolay bir şey olmaz…

Toplantıdan çıkan Sarhan, kafeinsiz kahve içebildiğim Starbucks’da benimle buluşuyor. Kahvenin mahrecinde, Viyana’dayız ama ben hala Starbucks’dan vazgeçmiyorum. Karnım burnumda, hep açım, çok çirkin göründüğümü düşünüyorum, kar yağıyor…

Sarhan: Noldu? Bu surat ne? Ağrın mı var?

Ben: (Neredeyse ağlayacak gibi bir sesle) Ben de Avrupalı kadınlar gibi olmak istiyorum. İnce bir deri pardesü giyeyim ama üşümeyeyim, incecik olayım, şu koltuğa oturup, saatlerce kar izleyip kitap okuyayım.

Sarhan: Otur oku kitabını bebeğim, kim engel oluyor?

Ben: (Ağlayarak) Ama benim canım kitap okumak istemiyor. Ne oturcam kitap okuycam şimdi haminine gibi, manyak mıyım ben? Gezip tozmak istiyorum, alışveriş yapmak istiyorum.

Sarhan: !!!!!  Peki gezelim, ne almak istersin? Nereye götüreyim seni?

Ben: Ben neden asil mağrur görünmüyorum? Kitap okusam ve pineklesem şurda, neden canım istemiyor. Neden bu kadar kilo aldım? Neden bana yardım etmiyorsun? Neden beslenmemle ilgilenmedin?

Sarhan: !!!!!! Bebeğim aşkım, karıcım. Yeme dediğim zamanda “Lokmalarımı mı sayıyorsun” diye ağlıyorsun. İnan ben de ne yapacağımı şaşırdım bitanem.

Ben: Hah! Vah vah! Ne yapacağını şaşırmış! Yazııkkk! Teselli mi edeyim seni ben şimdi? …… Mendil var mı?

Sarhan: Dur buralarda olucak. Dur peçete alayım şurdan.

Ben: İstemiyorum! Düşüncesiz adam! Sen beni sevsen, hamile karının her an ağlama ihtimaline karşı yanında mendil bulundurursun. Ama nerde! Peh! Bıt bıt bıt dibimde gez “Bebeğim, aşkım, karıcım” diye ama o kadar, dilde-lafta. Aksiyon sıfır! İcraat sıfır!

Sarhan: Allahım, yüce Rabbim. Bu kadın doğursun, bu çile bitsin Allahım.

Bu psikolojiyle bindik uçağa, Türkiye’ye dönüyoruz. Ve her zaman ki gibi beni buldu! Uçağın tuvaletleri bozukmuş. Altı aylık hamileyim ve (anneler anladı) 4 saat tuvalete gitmemek gibi bir şey yok! Öyle bir dünya yok!

Ben: Bu tuvaletin kapısı açılmıyor?

Hostes: Tuvaletler arızalı efendim

Ben: ?? Bi daha gel?

Hostes: Ne yazık ki tuvaletler arızalı, uçak değiştirecektik ama o da mümkün olmadı

Ben: Peki. Karnıma bak şimdi! Ne görüyorsun?

Hostes: Dünya tatlısı bir anne adayı, ehehe

Ben: Geç! “Yağlar ballar yerine yollarım” modelini geç bir kalem! Ben bilmiyor muyum tatlı mıyım değil miyim? Hamileyim! Tuvalete gitmem lazım.

Hostes: Size nasıl yardımcı olabilirim bilmiyorum inanın.

Ben: Bana yardımcı olmak? Hım! Bir düşünelim! Pet şişe var mı?

Hostes: ?????

Ben: Erkek olmadığıma göre biyolojik olarak mümkün değil di mi? O halde bana yardım edemezsin!

Hostes: Peki, ee, sizi yerinize alsam?

Ben: Yerime mi yapayım? Uygunsuz olmaz mı?

Hostes: Hanımefendi…..

Ben: Bana hanımefendi deme! Kimi yerine alıyosun? Sorun çözüldü mü ki yerime döneyim? Anlamıyor musun? Bebek idrar kesesine baskı yapıyor! Normal bir insanın beş katı hızla çişim geliyor! TU-VA-LE-TE   GİT-MEM   LA-ZIM!

Hostes: Ama tuvaletler bozuk?

Ben: O halde bana bir yetkili getirin –ki bu pilot olsa gerek- onun ağzına yapıcam ben! Yapacam bunu!

Tuvaletlerden bir tanesini açtırdım. Ancak….. Yarabbim……. LEŞ!

Biliyorsunuz zaten titiz bir insanım! Mümkün değil! Girip de tuvaleti o vaziyette görünce bir de mide bulantısı başladı mı! O esnada yemek servisi başlamış, brokolili garip bir şeyler ısıtmışlar. Allahım nasıl bir koku uçakta…

Ben: Şu an şu dakika burada öleyim ben! Öleyim ben, bitsin bu çile!

Sarhan: Hayatım, bebeğim, sakin ol, geçicek, iki buçuk saat kaldı.

Hostes: Saat vermesek mi acaba?

Ben: (Ağlayarak) Kusmak istiyorum kusacak yer yok. Çişim var, yapamıyorum. Her yer brokoli kokuyor, insanlar kokuyor, nefesler kokuyor, uzak durun benden.

Hostes: Size nane şekeri getirelim mi?

Ben: Nane şekeri? Beş yaşında mıyım ben?

Sarhan: Öneri olayına hiç girmesek? Ben biliyorum, siz öneri getirdikçe o daha fazla sinirlenecek. Siz de inciniyorsunuz böyle…

Şimdi sevgili okur, Sarhan’ın ne dediğini bir daha oku tamam mı. Derin bir nefes al. Ve öyle devam et yazıya.

Ben: Nasıl? Anlamadım? Kim inciniyor?

Sarhan: …….

Hostes: Yok, yok sizle ilgisi yok, benim için dedi, gerçekten!

Ben: Ay gerçektennn miiii? Senin için mi dediiiiii? Sarhan duygularını mı incitiyorum bayanın? Senin hamile karın burada bütün sıvılar içinde kalmış, şişmiş! Kusayım diyor olmuyor, işiyeyim diyor yer yok ama hanım kızımızın duyguları mı inciniyor? Bu mu senin meselen? Allah kahretsin seni adam! Senin gibi koca olmaz olsun! Sen git, bana pilotu getirin, ben de onun duygularıyla ilgilenecem madem! Hazır böyle yumuşak yumuşak, etli etli kuş tüyü yastık gibiyim. Kaldırsın poposunu pilot sandalyesinden, evinin huzurunu bulsun burada!

Sarhan: Sen bir doğur ya! Sen bir doğur be kadın! Mümkünse şimdi, aha burada doğur bitsin bu çile! De! Ne çıkacak senin içinden? Senden çıkan birden benim suratıma yapışır mı? Bütün yolcuları çiğ çiğ yiyip uçağın kontrolünü eline alır mı? Tek endişem bu benim! Yoksa sen doğur ve bitsin artık!

Ben: Bana bak bana! “İncinebilitesi” yüksek bir hostes çıkmayacağı belli benden! Sen kendini bu kadarına hazırla yeter şimdilik! Küheylan gibi oğlum çıkacak içimden. Seni de yemez merak etme! De! Sen onun g**tunu ye! Kurban ol sen benden çıkana!

Sarhan: Tamam sakin olalım. Bak bembeyaz oldun! Tansiyonun düştü!

Ben: Düdük! Ne çıkacakmış benden! Tavşan çıkacak! Sen Sermet Erkin’in yandan yemişi olduğuna göre, benden kuş çıkacak! Düdük makarnası!

Sarhan: Mehtap! Sakin ol!

Ben: Ne çıkacakmış benden! Kendine sor bakalım, ne çıkacak benden? Karnıyarık gibi kendi kendimi doldurmadım herhalde. Mal belli! Malzeme sen! “İnciniyomuş”! Bak-bak-bak! Ulan ben düşünmüyorum ne çıkacak acaba benden diye, sana noluyo? Hı! Allahtan benden geçen küheylan gibi genler var da, aslanlar gibi oğlum çıkacak! Sırf sana kalsak ne çıkacak acaba?

Hostes: Hanımefendi bembeyaz old…..

Ben: Kaçıl sen karı-koca arasına girme! İncitmeyeyim duygularını şimdi!

Türkiye’ye indiğimiz anda, kendimi nasıl havaalanının tuvaletine attım bilmiyorum. Hijyenik olsa yeri öperdim, o kadar sevindim yolculuğun bittiğine. Hayır, tüm ısrarlara rağmen yolculuk esnasında doğurmadım. Vücudumdaki diğer birikenlerle birlikte bebeğimi de tutum.

Hostes kızımız benden sonra, derin bir hamile travması yaşamıştır. Muhtemelen ne zaman hamile görse beni hatırlıyor ve çok korkuyordur. İncinen duygular kolay tamir olmuyor tabi. Ama bana sık sık “İkinciyi doğurmayacak mısın?” diye soran sevgili okurlara bu yazım durumu özetliyor sanırım. Kocam ikinciyi istemiyor. Ve konunun çocukla ilgisi yok.

Adam ikinci kere hamile kalmamı istemiyor.

Neden böyle hissettiği hakkında ise hiçbir fikrim yok….

NOT: “Ehehehe kocasını kıskanmış” diye düşünme ihtimali olan sevgili okur, ben kıskanç bir insan değilim. Bu böyle kayıtlara geçsin lütfen. Yersiz hassasiyetlere tepkiliyim hepsi o…

Comments are closed.