Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

KENDİNE SAYGIN OLSUN!

Şimdi sana bir şey anlatmaya çalışıcam sevgili okur. Tabi tecrübeyle sabit, sen “arka planın” (yazar burada background vurgusu yapar popo değil) ne kadarsa o kadar anlayacaksın elbette ama ben yine de anlatmaya çalışıcam. Çünkü yazarların işi de bu. Bunu yapıyoruz biz de.

 

Yolda gidiyorum, kafamı az bi çevirdim, neredeyse kaza yapıyordum. Geçtiğim yol boydan boya “Turbo Turabi”. Evet.

 

Öncelikle şunu açalım; her sene açılışında bu tip programlara bakarım. Yarışmalar, evlilik programları vs, hepsine. Neden? Çünkü ne yazacaz baba? Yazı yazmak gerekince nasıl yazacaz? Misal Turbo Turabi’yi tanımasak bu yazıyı nasıl yazacaz? Yoksa ben hep belgesel, hep aslanların çiftleşmesi, zebraların doğum yapması üzerine izleme yapmaktayım. Evet.

 

Bir de şunu açalım, Turabi’yi severim. Kendisini tutmuştum. Bilmiyorum acaba bir dönem ben de dövüş sanatlarıyla ilgilendim diye mi yoksa internette “lafkoyarım.com” dan ezberleyip geldiği “özlü sözlerle” yayınlara patladığından mı… Acayip sevimli gelmişti bana. Benzer bir hissiyatı şu anda da Avatar Atakan (hepsinin bi lakabı var mı böyle?)  için hissediyorum. “Kıskanıyosun kızımmm” diyen kadını da beğeniyorum. Kaslı insanlara zaafım var, yapacak bir şey yok. Kadın erkek fark etmiyor, böyle kaslarını görsel şölen tadında tutan insanlar benim defterde bir yıldız alıyor. Alıyor çünkü güzel bir vücut yapmak ve muhafaza etmek çok zor. Evet.

 

Fakat Turabi’yi reklamlarda görünce şaşırdım. Ünlü mü olmuştu? Sonra biraz araştırdım ne göreyim, filmde de oynuyormuş? Oyuncu muymuş? Nasıl yani?

 

Sevgili okur,  ülkenin, ülkenin yaşayanlarının tercihlerinin seviyesi, kalitesi, duruşu derinliği şöyle:

 

Bir yarışma var, buna katılıyorsun, buradan bir popülarite yakalarsan falan “Meryl Streep g*tümü yesin” oluyosun. Vaziyet bu!

 

Ayıp değil mİ?

 

Birileri bunu pazarlıyor, bunun pazarlanabilirliği var çünkü birileri bunu alıyor. Alıcısı var. Talep var.

 

Nedir sevgili okur tam olarak ruh halin?

Misal, karşında, etrafında, sağda solda böyle değerler gördüğünde kendini iyi mi hissediyorsun? O yaptıysa ben de yapabilirim falan duygusu mu geliyor? Bak bizler de bir yerlere geliyoruz falan mı oluyosun? O kimliğe benzerlikler taşıdığından sen de mi ilerlemiş gibi hissediyorsun? O kimliğin varlığı seni kendi kimliğinle ilgili iyi hissettiğin bir yere mi taşıyor? Nedir?

 

Bir ülkenin oyuncularının, gazetecilerinin, yazarlarının, edebiyatçılarının, sinemacılarının, tiyatrocularının, romancılarının, şairlerinin o ülkeyi ileriye taşıyacak kalitede insanlar olması gerekmez mi? Bu insanların toplum karşısında yönlendirici, yol gösterici, farklı bakış açıları kazandırıcı bir derinliği ve birikimi olması gerekmez mi? Bir ülkenin sanatçılarının, yaratıcılarının, yeteneklerinin bir ağırlığı olması gerekmez mi?

 

Bu toplumun kendi aşağılık kompleksini unutabilmesi için tuhaf tercihler yapmaya devam etmesi daha ne kadar devam edecek?

 

Bak sevgili okur (şu an hakikaten kafa patlatıyorum kendimi izah edebilmek için). Bir ülkede her tür insan olur. Böyle bir takım pop kültür tipler olur, o olur, bu olur… Fakat bu herkes her işi yapabilir demek değil, bunu demeye çalışıyorum. Bazı işler diğer “işler” den farklıdır. Herkes bir şirkete girer çalışır, bir dükkan açar, bir şey alır, bir şey satar, bir şey pazarlar, bir şey ithal eder, bir şey ihraç eder, bir yere gider, bir yerden döner, bir yere bakar, bir şey takar, bir seyahate çıkar, bir ofisi olur…. Bir büyüğümüzün dediği gibi “genel bunlar, genel, genel”

 

Sadece bazı insanlar bir resim yapabilir, bir yazı yazabilir, bir film çekebilir bir film yönetebilir, bir şiir bir oyun ortaya koyabilir. Bu başka bir şey.

 

Anlatabiliyor muyum?

 

Herkesin işi ayrı.

 

Ben yazarım. Bu benim yeteneğim. Bu senin bir yere iş başvusuru yaparak, araya amcanı dayını koyarak veya parasını vererek yapabileceğin bir şey değil. Denersin, komik olursun, saygı görmezsin. Bu bana ait bir yetenek, bu böyle. Diğeri ses sanatçısı, o sesi sen parayla satın alamazsın, torpille öyle ses çıkaramazsın. Herkes Sean Penn olamaz mesela.

 

Halkın kalitesinin bu ayırımda olması gerekir. Halkın daha iyisini talep etmesi, kendisine sunulanı beğenmemesi, daha iyisine layık olduğunu düşünmesi gerekir.

 

Sen sevgili okur! Sen daha iyisini istemelisin. Gazeteciden, yazardan, şarkıcıdan, oyuncudan, sinemadan, diziden, kitaptan, tiyatrodan daha iyisini istemelisin. Beğenmemeli, eleştirmeli, talep etmelisin. Kendine saygı duymalı, kendine değer vermeli, önce kendin daha iyisini hak ettiğine inanmalı ve sonra daha iyisini istemelisin.

 

Benim karşıma dizi çıkaracaksan bu adam gibi oyuncularla olsun deyip kıytırık işleri izlemeyeceksin. Benim önüme kitap getireceksen bu tencere sponsorluğunda çıkmış olmasın, bunu bir yazar yazmış olsun bana bir şey anlatmış olsun diyeceksin! Bir tiyatrodan, bir konserden beklentin olacak. Hiç kimse ama hiç kimse seni daha azıyla “al şunu şunla oyalan” diye itip kakmamalı. Buna izin vermemelisin.

 

Kendini sev sevgili okur. Kendine saygı duy.

 

Sen kendine saygı duymazsan kimsenin sana saygı duymasını bekleyemezsin.

 

Ve belli ki sen daha iyisini talep etmezsen, daha iyisini göremeyeceksin!

Comments are closed.