Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

ZURNA TEHLİKELİ BİR ÇALGI

Fasıl tehlikeli bir yer

Öğrenmenin yaşı yok sevgili okur. İnsanoğlu her şeyi öğreniyor, gelişiyor, tanışıyor. Özel zamanlardaki pasta kesme işlemlerinin bir prosedürü varmış, pastayı getiren servis insanlarına bahşiş vermek gerekirmiş. Ben bunu söz kesilirken, söz pastam geldiği esnada öğrendim. Daha çok gençtim tabi ve sanki düğün yapar gibi (seviyorum ya ben abartmayı) hep beraber tüm sülale dışarıdaydık. Pastamız geldi, Sarhan ve ben pastanın başına dikildik, bütün gözler bizde… Bıçak bir tepside geldi, keskin tarafının üzerinde bir örtü var ve servis elemanı bana (niyeyse bana) “Bıçak kesmiyor!” dedi.

Garson: Bıçak kesmiyor ama
Ben: Hı?
Garson: Ehehehe bıçak kesmiyor
Ben: Ne getirdin kör bıçağı o zaman? Hayret bir şey! Gülüyo bide!
Garson: ?????
Babam: Kızım! Kız-zım! (bana para uzatarak) bunu ver!
Ben: Hııı! Hımm! Pardon… Anlıyorum… Evet…

Hafta içi Anne Boyutu ekibi+IT sosyalleşelim kaynaşalım yemeği yemeye karar verdik. Sosyalleşilecekse Ayşenil de olmalı diye düşündüm ve Ayşe de geldi. Duru bir fasıl yerinde rezervasyon yaptırmış, hep beraber ortama biriktik.

Ben daha önce hiç fasıla gitmemiştim. Kafam karışık… Şöyle bir şey zannediyordum. Biz masada oturucaz, karşımızda sandalyeler olacak, sandalyelerde Cumhuriyetin kuruluşuyla yaşıt bir takım teyzeler ve amcalar yan yana oturacak ve dizlerine vurarak “Gül yüzlülerin şevkine gel, nuş edelim, mey aman aman” diye söyleyecekler… Daha böyle failatun failun bir durum sanıyordum.

Buna başka bir şey deniyor sanırım ya da yılbaşı akşamları 24:00 den sonra yapılan özel bir etkinlik belki de, bilemiyorum. Bizim gittiğimiz fasıl daha ziyade……

Evet masalar var ve oturuyoruz (bir tek biz oturuyorduk bu arada.)
Başka masalar da var ama oradaki insanlar müzisyen grup masalarına geldiğinde ayağa kalkıp oynuyorlar.
Evet, bir müzisyen grup var ve Romanlardan oluşuyor.
Adının klarnet olduğunu öğrendiğim (zurna demekte idim) bir üflemeli çalgı, darbuka, keman var.

Durum şu: Herkes şarkı söyleyip dans ediyor, biz telefonlardan IT’nin deneme sürümünde tuttuğu iphone uygulamasına bakıyoruz. Hepimizin elinde akıllı telefonlar kimi tuşlara basıyor kimi cama parmak sürtüyor… Bildiğin çalışıyoruz aslında…

Ve derken müzisyen ekip bizim masaya geliyor. Ben Ayşe’nin bu kabil eğlence şeklinde (masada müzisyen vb) pek haz etmeyeceğini bildiğim için –en azından müzisyenlerden en risklisini göndermek istedim. Aleti tanıdım, adını bilemedim.

Ben: Betül şu uzun nefesli çalgı ne ya?
Betül: … e… Zurna!… evet…
Ben: Zurna? Peki…

Bunun için düşündüğüm ve o an için gayet mantıklı bulduğum yöntem ise çantamdan çıkardığım parayı Meliha’ya verip müzisyenlere vermesini söylemek idi. Benim dünyamda müzisyenlerin bahşiş alınca gitmeleri gerekiyordu. Tolga’nın dünyasında da öyleydi sanırım. Çünkü müzisyenler parayı aldılar ama daha şevkle çalmaya başladılar ve Tolga bana dönüp “ama para verdiniz, neden gitmiyorlar?” dedi. Ben boş gözlerle Tolga’ya bakarken zurnacı Ayşenil’e doğru yürümeye başladı.

Aman Allahım’dı, Ayşe’yi tanıyordum ve ben özellikle zurnayı ondan uzak tutmak istiyordum. Abi gelip zurnasını Ayşe’nin amorsundan uzanmak suretiyle kulağına sokmuştu. Ayşe’nin yüzü buruşuyordu ve bu iyiye işaret değildi. Zurnacı iyi bir şey yaptığını düşünerek daha kıvrak bir şeyler çalmaya başlamıştı. Ayşe bir ara “ama olmaz ki böyle hayır” dedi.

Ayşenil: Ama böyle yapmıyoruz hayır! Klarneti kulağımıza sokmuyoruz yemek yerken! Olmaz ki!
Meliha: Mehtap Hanım sanırım bahşiş verince gitmiyorlar
Ben: Ben de öyle hissettim.

Ayşe tarafından terslenen zurnacı tekrar masanın başına ekip arkadaşlarının yanına döndü. Birden müziği kestiler. Hep birlikte masaya bakmaya başladılar. Azarlanmaktan hoşlanmamış olmalılardı. Biz daha kalabalıktık ama olsundu. Ellerindeki zurna ve darbuka ve kemanlarla bizi feci şekilde dövebilirlerdi ve bizim akıllı telefonlarımız ve anne boyutu Iphone uygulamamız bu anda bırak yardımcı olmayı, dötüyle gülerdi. Zurnacının “Sen bu ağızla mı konuştun?” deyip Ayşe’yi zurnayla dövmesi an meselesi gibiydi çünkü adamın bildiğin gözü seğirmeye başlamıştı. IT ise diğer normal insanlardan farklı olarak müzisyenleri –aynı Matrix’deki gibi- kod olarak gördükleri için (akan sayılar ve rakamlar) ağabeyler zurnayla bizi paralarken ctr+alt+del yaparak olayı çözmeye çalışacaklardı ve işe yaramayacaktı.

Duruma el koyup olabileceğim en hümanist ve iyimser ve yumuşacık ve kelebekli ve tatlı halimle;

Ben: Çok teşekkür ediyoruz. Elinize, ağzınıza, emeğinize sağlık. Çok güzeldi. Çok harikaydı. Çok çok sağolun.
Tolga: Bize de böyle davransanız keşke
Meliha: Ehehehe sizi ilk defa böyle görüyorum çok eğlenceliydi ahahahaa
Ayşenil: Ama kulağımda dütdürü dütdürü! Olmaz ki canım!

Kazasız belasız fasıl gecemizi atlattık. Bu yazının yazılış maksadı size yeni bir şey öğretmek. Eminim oralarda bir yerlerde benim gibi hiç fasıl yapmamış birileri vardır. Bilmeniz gereken birkaç nokta şöyle;

Fasıl Romanların geleneksel bir müzik ve oyun olayı (onlar yaptığına göre öyle olmalı)
Zurnacı asla kıllık yapmamanız gereken bir müzisyen kişisi
Bahşiş müzisyenlerin daha fazla çalmasına sebep oluyor, gitmelerine değil
Fasıl sevmeyen Ayşe’yi fasıla götürmek iyi bir fikir değil

Herkese güzel bir hafta diliyorum…

Comments are closed.