Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

TÜRKİYE SURİYE OLUR MU

TÜRKİYE SURİYE OLUR MU

B Planı

Şimdi size söyleyeceklerim sevimsiz, can sıkıcı, ürkütücü ve hatta salakça, boş, yersiz, anlamsız gelebilir. Ancak her ne düşünürseniz düşünün, ben böyle düşünüyorum ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bence birileri bunu söylemeli…
Bugün hayretle ve hatta kimi zaman dehşetle izlediğimiz Suriye’de yaşanan olayları biliyorsunuz.
Sizce biz çok mu uzağız, “Suriye” olmaktan?

Sevgili okur, sevgili anneler;
Geçtiğimiz günlerde BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş bir açıklama yaptı. Diyor ki; “Çukurca-Şemdinli arasındaki 400 kilometre PKK’nın denetiminde.” Ve ekliyor; “İnanmayan gitsin baksın! O bölgedeki karakollara araç-gereç ulaşımı yerden, karayoluyla yapılamadığı için helikopterlerle yapılıyor, asker giremiyor.”

Devlet henüz konuyla ilgili açıklama yapmadı belki bu yazı yayına çıkana dek, “Yok öyle bir şey” falan diyen olur…
Doğu’da çeşitli illerde (başta Şemdinli olmak üzere) çatışmalar sürüyor. Son zamanlarda artan bombalama olaylarını da okuyorsunuz. Yarın öbür gün, “İşte buralar hep bizim, işte bu da bayrağımız” deseler… İlk etapta iç çatışma, ardından ufak çapta bir iç savaşa dönüşebilecek bu durumun Suriye’de yaşananlardan farkı kalacak mı?
Birtakım yabancı medya, “Kendi halkına kurşun yağdırıyor” diye hükümeti ve askerleri eleştirecek falan ama bundan bahsetmiyorum ben. Benim bahsettiğim, bizim Suriye halkından farkımız kalacak mı?

Türkiye’ye bir bakalım. Bir Ortadoğu ülkesi. Sünni-Alevi ayrımı var. Kürt-Türk ayrımı var. Terör var.
İyi olduğu iddia edilen tek şey ekonomi ki evet, göreceli olarak iyi! Yani Yunanistan gibi gidip Almanya’ya dilenmek zorunda değiliz ancak şu da var, ekonomik olarak iyi durumda olan başka yerler de var şu dönemde… Mesela Birleşik Arap Emirlikleri…
Ekonominin göreceli olarak iyi olması bizi iyi durumda yapmıyor.

Elimizde insanları bir arada tutabilmek için din kartını kullanan bir yönetim var, ki bu yaklaşım en büyük ayrımcılığa sebep oluyor. Kürtlere, “Siz de bizdensiniz” mesajı vermeye çalışılırken, Aleviler kendilerini dışlanmış hissediyor.

Bu arada bebek katili teröristlerle sarılıp öpüşenler, “Ortak platform kurmak/AB/açılım” gibi sebeplerle hala bizlerin ödediği vergilerden maaş almaya ve “Milletin vekili” olarak millete zarar vermeye devam ediyor.

Artan terör olayları, bombalı saldırılar, 30 senedir çözülemeyen iç meseleleri alın. Bunlara Atatürk İlke ve Inklapları dersinin kalkacağı tartışmaları, 5,5 yaşında eğitime başlayıp 9,5 yaşında ilköğretim olayını tamamlayıp, imam hatiplere istihdam yaratma projelerini ekleyin.

Bir tarafta özerk “Kürt devleti-bayrağı-yönetimi-dili” isteyen PKK’lılar, diğer tarafta denizin önüne tahta perde çekip, “Burası kadın plajı” deyip kadınları ayıklayan ve bunu matah bir iş sayan sistem yöneticileri…

Türkiye din-dil-ırk ve yaşam biçimi konularında ciddi bölünmeye gidilen bir süreçte. Umalım ki bu meseleler mümkün olan en demokratik, laik ve barışçıl şekilde çözülsün ancak ya çözülemezse…
Ya çözülemezse?

Bizlere düşen bu vatana sahip çıkmaktır ancak bu olmayacak biliyoruz değil mi? Çünkü o kadar dejenere olduk, o kadar kişiliksiz-kemiksiz-kuru gürültüden başka bir şey yapmayan insanlar olduk ki…

İş bu hale geldikten sonra olacakları ben size söyleyeyim mi?
İş bu hale gelince Yüce Türk milleti şunu yapar:
Twitterda # koyup meseleyi TT yapar.
Facebook’da bayrak ve Atatürk resmi paylaşır.
Birkaç meydanda Cumhuriyet mitingi –belki- yapılır.
Birkaç yazar (Yılmaz Özdil falan) sonu vurucu biten bir köşe yazısı yazar.
Bu yazı da bolca “like“edilir ya da “retweet” edilir.
Bu kadar….
Budur! Bu! Biz buyuz!
Kuru gürültü, kuru kalabalık, tantana yapıp halk dalkavukluğu ile sosyal medyada sanal kahraman olma insanıyız. Ötesi yok, olmaz…
O yüzden, biz anneler olarak çocukları kollamanın yollarını düşünüp, en azından evlatlarımız için bir B PLANI yapmak zorundayız.
Bu planı yaparken de, “Vatan/millet/Sakarya” gazına gelmeden, mantıklı düşünerek yapmak zorundayız.
Çünkü bu vatanı kurtarmak için elinde güç-imkan-fırsat olanlar. Sesi bizden daha çok-gür-fazla çıkabilecek olanlar; Türkbükü’nde tatil yapıyor ya da magazinle beyinleri dolduruyor ya da yattığı yerden ahkam kesiyor bundan fazlasıyla da ilgilenmiyorken….
Biz, onlar için evlatlarımızdan vazgeçmemeliyiz, anlaşıldı mı?
Çocuklarımıza en az 1 (Bir) yabancı dili çok iyi şekilde öğretmek zorundayız. Özel okul, kurs, hoca, ders her ne ise ayarlayıp, bu çocukları yurt dışına hazırlayacağız.
Ne yapıp edip bir üniversite diploması edinmeleri için kendimizi yırtacağız.
Mutlaka eğitimlerinin bir kısmında yurt dışına yollayacağız.
Yurt dışında iş imkanı yaratmalarına yardım edeceğiz. Vatandaşlığı yoksa da çalışma izni için gereken şartları bir araya getireceğiz. İsviçre, Norveç, Hollanda, Kanada, Amerika, Fransa… Her ne ise…
Biz çocuklarımızı, bir gün buradan gideceklermiş gibi uluslararası yaşam koşullarında (gidip pompacıda benzin doldurmasınlar yani) ve hep burada kalacaklarmış gibi Atatürk İlke ve İnkılaplarına bağlı, kadına-aileye ve birbirine saygılı, Cumhuriyet değerlerine saygılı, aydın ve laik yetiştireceğiz.

Biz çocuklarımızı sanki her an Atatürk ile bir resmi yemekte aynı masaya oturup, kızımızı ya da oğlumuzu gururla tanıştırabilecekmişiz gibi aydın ama ileride yurt dışında yaşayacaklarmış gibi de dünya vatandaşı olarak yetiştireceğiz.

Umarım saçmalıyorumdur, umuyorum hiç gerekmez ama bir gün onlara, “Sen git” dememiz gerekebilir.
O gün gidebilmeliler…

One Comment

  1. avatar

    offffffffffffffff mehtap offf