Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

TRAVMALARIMIZLA BÜTÜNÜZ

Babam “İnsan hayatta yediği kazıkların bütünüdür” der. Doğru. Bir de yaşadığı travmalardan geriye kalan bence. Ek olarak yani. Kazıklar ve travmalar. Ondan kendini en normal sananlarımız dahi fena halde marazlı, rahatsız… İşte böyle.

 

Sarhan (kocam olur kendisi) araba kullanırken ani hareketler yaptığında (aniden gaza basmak, hızla şerit değiştirmek, aniden fren yapmak vs.) bütün çocukluk travmalarım beynime doluşuyor.

 

Babam çok agresif araba kullanırdı. Akşam bir yerden eve dönerken, Allah’ım, arkada okuya üfleye gelirdim. Çoğu zaman da bir yerlere/bir şeylere çarpardı. Bir keresinde Mecidiyeköy’de bir adama hafifçe çarptı ve sonra bir de inip dövdü adamı niye yola atlıyorsun diye. Durum böyleydi. Tabi ben çocuktum o zaman ve elimden tek gelen artık Felak, Nas Allah ne verdiyse sıralamaktı.  Sadece sert araba kullanmakla kalmıyordu ve sinirliydi de… Dolayısıyla her yolculuk ayrı bir stres kaynağıydı vallahi benim için.

 

Şimdi Sarhan araba kullanırken sert bir hareket yapsa (nedir bu adamlar ve arabalar arasındaki hastalıklı durum) vücudumdaki her bir damarın kazık gibi kasıldığını hissediyorum. Israrla da kendisine;

 

-Yahu şurdan gelen arabayı görmüyor musun?

-Neden viraja hızlı giriyorsun?

-Frene bassana!

 

Şeklinde müdahale ederim, ısrarla kendisine “sen araba kullanırken ben strese giriyorum”, “böyle kullanmaya yine iyi kaza yapmıyosun” falan diyorum. O da hep aynı şeyi söyler “sana öyle geliyor, bir şey yapmıyorum, gereksiz kasılıyorsun”. Hangimiz haklıyız asla bilemeyeceksiniz tabi ama bence ben haklıyım.

 

En son bir yere gidiyoruz, yine böyle son dakikada frene basmalar, öncesinde dubaya çarpmalar falan… Ve heyhat artık 10 yaşında da değilim ben tabi;

 

Ben: Ben kullanıcam buradan sonrasını

Sarhan: Niye?

Ben: Öyle

 

Kendisine (ki kocam olur kendisi) sert araba kullanmak nasıl olur, aniden gaza basmak, aniden fren yapmak, sıkışık yerlere hızla girmek, sağlamak, sollamak nasıl olur bi gösterdim.

 

Sarhan: Dur şurda inicem ben

Ben: Durmıycam, sen kullanırken ben inebildim mi? Hayır! Kasıldım kaldım yanda. Sen kasıl şimdi

Sarhan: Manyak mısın sen ya!

Ben: N’oldu sen yapınca normal oluyordu? Ben yapınca n’oldu? Olmadı mı? Egon mu incindi?

 

Sonrasında az trafik durdu, durduk ve beyefendi aşağı inip kapıyı üstüme ÇARPTI! Bunu büyük harflerle yazdım çünkü arabadan öyle bir indi ki etraftakiler kadın adama ne yaptı, ne dedi acaba diye döndü baktı. Barıştık tabi sonra. Bana daha dikkatli kullanacağına söz verdi falan. Klasik evlilik işte. Mocha içtik falan… Muhtemelen yarın unutup yine aynı şekilde kullanır. Mevzu o değil…

 

Yaşadığımız travmalar aradan yıllar da geçse bizi gelip buluyor. Çok enteresan. Bir koku, bir görüntü, bir renk, bir tad…

 

Bazı kokular seni alıp bir yere götürüyor, bir zamana, bir insana…

 

Bazı durumlar, misal hızlı giden araba seni alıp çocukluğuna atıyor, çok acayip.

 

Misal; ben telefonumun çalmasını sevmem. Siz abartıyorum zannediyorsunuz ama değil, yemin ederim değil. Şu yaşıma kadar o kadar gerizekalı ile karşılaştım, öyle salakça şeyler duyup-dinlemek zorunda kaldım, o kadar çok salaklığa maruz bırakıldım ki… İnsanlar bana o kadar fütursuzca öyle saçma sapan şeyleri anlattı, söyledi ki… Telefonum her çaldığında korkuyorum ben. Hayır, kötü bir haber almaktan değil, SİNİRLENMEKTEN… Şimdi diyorum acaba kim ne söyleyecek ve ben fıttıracağım! Duygularım aynen böyle. Kim bilir diyorum kim ne saçmalayacak yine ve benim sinirlerim tepeme çıkacak! Düşünebiliyor musun sevgili okur. Travmaya bak! Aklın alabiliyor mu bu ruh halini? Telefonum her çaldığında, arayanı görünceye kadar kalbim nasıl şişiyor anlayabiliyor musun?

 

İnsan hayatta yaşadığı kazıkların ve travmaların bir bütünü. Yaşadığımız her şey aklımızda bir iz bırakıp geçiyor, içimizde bir yerlere sinip kalıyor.  Güzel şeyler daha az hatırlanıyor sanırım, ne fena.

 

Daha çok güzellik yaşayıp, biriktirdiğimiz bir hafta dilerim.

Comments are closed.