Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

TEST SÜRÜŞÜ

Havalı?

Bir insan kırık ayak parmağıyla “arabamı değiştirecem” diye tutturup test sürüşü üstüne test sürüşü yapar mı sevgili okur? İnsansa yapmaması gerekir ancak ben yapıyorum. Annem haklı yani, “insan değilim” ki ben insandan öte bir oluşum olduğumu etrafa “siz ölümlüler” diye hitab ederken ilan etmiştim.

Benim psikosomatik bozukluklarımı bir kenara bırakalım şimdi ve güzel ülkemde araba kullanmayı bilen birinin araba almasının ne zor olduğundan bahsedelim. Çünkü malumunuz olduğu üzere burada araba almak ve/veya kullanmak için hiç şoförlükle alakanız olması gerekmiyor. Hayatınızın bir döneminde anne sütü aldıysanız ehliyeti veriyorlar.

Ben öte yandan her ne kadar hayatımı şoförlükle yani, bir takım insanları bir yerden bir yere taşıyarak kazanmasam da, farklı ülkelerde farklı viteste ve farklı kalitelerde araba kullanmış biri olarak fena değilim diyebilirim. Bu sebeple test sürüşü yaparken de yanımda oturup bana “Bahçeşehir’li ev kadını” muamelesi yapan galeri yetkilisine fena sinirleniyorum.

Önce Bahçeşehir’li ev kadını olayını açalım. Bunlar (ben hariç elbette) genelde evlendikten sonra iş hayatına dur demişlerdir (eğer hayatlarının her hangi bir döneminde çalıştılarsa tabii), bir sebeple şehir dışına taşınmışlardır (kocalarının işine yakın diye, depremden tırsıp ya da çocuğun okulu için vb) ve hayatlarının bu döneminde araba kullanmaları gerekir. Bunun üzerine kocaları bunlara bir arazi aracı alır (sussun diye) hayatında ilk defa kıçı sürücü koltuğu gören bu kadınlar sizi kanser eder durum bu. Çünkü KUL-LA-NA-MAZ-LAR….. Dikiz aynasını sadece makyajları akmış mı kontrol etmek için kullanan bir canlı ne kadar araba kullanabilirse o kadar kullanırlar.

Ve sen bu tarafta bir galeriye gittin mi sana sen de bunlardanmışsın gibi muamele yapılır. Nasıl mı? (Hülya’nın kulakları çınlasın, milyon kere insanlara BU deme dedi ama olmadı)

Şöyle;

Ben: Gitmiyor bu? Gitmiyor araba resmen

Çocuk: Abla gidiyoruz ya işte?

Ben: Oğlum basıyorum, araba bağırıyor bağırıyor geldiğimiz 70km. Bu ne? Adama kaza yaptırır bu.

Çocuk: Abla valla ne diyeceğimi şaşırdım. Bu bizim en çok satan modelimiz. Bayan sürücüler bayılıyor. Hem sen napıcaksın ki birden hızlanıp?

Ben: Birisini sollıycam mesela? Ya da sollayabileceğimi sanıp şeridimden çıkıcam! Ama sollayamadığım anda arkadan hızla gelen diğer araç beni altına alacak.

Çocuk: Abla bu arabalar çok havalı ama öyle deme

Ben: Yavrum benim hava için arabaya ihtiyacım var gibi bir halim mi var? Ben eşeğe binsem millet Porsche Cayenne kullanıyorum zanneder ben o eşeğe öyle iner binerim. bak ben sana bir hayat dersi vereyim.”Hava” insanın duruşuyla tavırlarıyla ilgili bir şeydir. Arabayla, çantayla telefonla hava olmaz hanzoluk diyoruz ona.

Çocuk: Abla az bişi, yavaşlayalım şimdi çevirme falan…

Ben: Hızlı mı gidiyoruz? Yavrum sen devlet demiryollarında mı çalışıyosun nerde çalışıyosun?

Çocuk: Ama virajlarda hız kesmiyosun hiç de hani yan yatmayalım

Ben: Eğer virajda hız keseceksek hayatımın bu döneminde seninle niye muhatabım ben güzel oğlum? Hı? Ben bu arabayı denemek için kullanmıyor muyum? Saatte 20 km ile neyi deniycez biz? Hı? Virajda yatıyosa da ben bu arabaya oğlumu bindirmeden bileyim diye yapmıyor muyuz bu test sürüşünü? Senin test sürüşü kavramından anladığın ne yada onu konuşalım biz? Bu senin için bir test diil. Ben seni test etmiyorum ki etsem çakmıştın!

Çocuk: Abla bak sen beni dinle bu araba muhteşem bir araç. Bu sana fazla fazla yeter. Sen Bahçeşehir’den çıkacak mısın ki dışarı?

Ben: ……………………………

Çocuk: Nereye gitcen? Gitsen gitsen E-6’dan İstinye Park’a gidersin. Bilemedin E-5’den Yeşilköy pazarına.  Bu araç sana tam, fazla fazla…

Ben: ……

Çocuk: …….. Abla noldu kızardın hep pençe pençe

Ben: Siz nerde oturuyosunuz çocuğum?

Çocuk: Avcılar’da abla

Ben: Ama ben ara ara Avcılara’da gelicem annenin elini öpmeye. Teyzecim diycem, pırlanta gibi evlat yetiştirmişin, pırıl pırıl, terbiyeli, efendi, saygılı ama salak! Biz bunu evlendirelim bu kendi beceremez diyecem.

Çocuk: ?????

Ben: Senin kız arkadaşın var mı?

Çocuk: Yok abla?

Ben: Ben seni evlendirecem ve sana en büyük pisliği böyle yapacam madem ki sen bana bu muameleyi yaptın! Bittin oğlum sen!

Çocuk: Niye abla, ehehehe evlenmek kötü bişi mi?

Ben: O kimle evlendiğine göre değişir. Kadın vardır, evlenirsin, süper olur. Kadın vardır evlenirsin, hani ahtapotları taşa vura vura yumuşatıp terbiye ederler ya eti kart olmasın diye, aha bazı kadın adamı öyle taşa vura vura adam eder. Sen kafayı taşa her vurduğunda “ben ne b*k yedim” dersin ama iş işten geçmiştir. Ben tam sana göre bir kız biliyorum. Seni çiğ köfte gibi yoğurur. Bir daha da bir kadına yol haritası çizerken çok dikkat edersin.

Çocuk: …..

Ben: Noldu? Pençe pençe döktün kızardın? Dur ben şu viraja bir 120 ile gireyim. Yan yatmazsak oradan “İstinye park’a” gideriz!

 

Galeride;

Çocuk: Abi abla araba konusunda biraz hassas biraz da asabi

Sarhan: Mehtap mı? Yok canımmmmm, Mehtap çok kendi halinde ve sakin bir kadındır.

Çocuk: …… Abi sen kafayı taşa vura vura hafızanı yitirmiş olabilir misin?

Ben: Sen konuşuyo musun orda?

Çocuk: Yok abla

Ben: Konuşma! Sarhan resmen jeep kılığında at arabasına bindim ki at olsa bundan hızlı giderdi, bu da bana diyo ki “bu sana yeter napıcan hızlısını?”

Sarhan: ahahahahahahaaa sana mı dedi? Oğlum ne yaptın ya!

Çocuk: Abi bunlar seri araçlar öyle deme

Ben: Bu şanzıman 1970’lerde emsallerine göre seriydi belki evet! Ama bugün DSG şanzıman diye bir şey var, turbo motor diye bişi var! Seriymiş!….

Çocuk: Abla şanzıman konusunda

Ben: Ko-nuş-ma!

 

Ben kafamda bir araba oluşturdum. Fiyatından motoruna, koltuklarının renginden tekerlek çapına arabamı biliyorum.

 

Bulunca alıcam ve zevkle de kullanıcam.

 

Yalnız gördüğüm muamele biraz travma yarattı ilk icraatım muhtemelen Ayşenil ile Nevizade yapmak olacak…

 

Kendime dönmem lazım….

 

Bu arada (sosyal mesaj vermek adına); insan kendi adına sunacağı şeyler varsa; sohbeti, yemeyi içmeyi bilmesi, insanlığı, delikanlılığı, dürüstlüğü, kalenderliği, şakası şamatası…….. ne havaya ihtiyaç duyar ne markaya. Bunu çocuklarımıza öğretmemiz lazım.

 

Kalite insanın içindedir ve ne yazık ki ya vardır ya da yoktur.

 

Asla satın alınamaz…

 

 

Comments are closed.