KISA KISA DÖRT KONU (ve üçüncü kitabım)

Gel bu hafta seninle kısa kısa, çeşitli pek çok şeyden bahsedelim sevili okur. Sana da bana da değişiklik olsun.   YENİ KİTABIM BİTTİ Öncelikle bu haftanın beni en çok heyecanlandıran haberi ile başlayalım. Nihayet 3. Kitabımı bitirdim. Başladığım ve hayvan gibi yoğun bir tempoda çalıştığımdan asıl işimi (yazarlık benim asıl işim)unuttuğum, yazamadığım, yarım bıraktığım, canım bitanem üçüncü kitabım bitti. Yitik Ülke Yayınları (hem beni hem de Yitik Ülke’yi twitter’dan takip edin) ile anlaştık. Bu senenin sonuna çıkmış olacağını umuyoruz. Bu kitabım ilk iki kitabımdan farklı olarak sadece diyaloglar üzerine Devam Linki

B*KA NAME YAZILMAZ

Sana yavaş ve acılı bir intihar modeli ile geliyorum bu hafta sevgili okur. Benim yapmakta, yaşamakta olduğum bir şey bu. Yavaş ve acılı bir ölüm…   Mükemmeliyetçilik!   İnsanı bundan daha fazla yoran, hırpalayan, üzen başka bir şey olabilir mi? Çünkü mükemmeliyetçi iseniz biliyorsunuz (yaşıyor ve görüyorsunuz değil mi?) hiçbir şey asla mükemmel değil ve olamayacak!   Peki, buraya nereden geldik? Hemen açıklayayım, sevdiğim bir kadın arkadaşımla aramızda şöyle bir diyalog geçti;   -Yani en azından karnım gitti -Belin çok kalın hala! -Ay aşkolsun Mehtap ya! -Yok, pislik olsun diye demiyorum, yemin ederim bak, belin Devam Linki

ANNELERİMİZDEN NE ÖĞRENDİK?

Bunu yazmışım. Uzun zaman önce… Anneler günü için sanırım. Bazen dönüp eski yazılarımı tekrar paylaşmayı seviyorum. Yazarlık başla işler gibi değil. Her yazımızda emek var (benimkiler öyle en azından) her satırda bir miktar beyin hücresi bırakıyoruz (bazılarımız). Bu yazımı da hayli uzun zaman önce bir anneler günü vesilesiyle yazmışım. Sonrasında benzer tat taşıyan yazılar görmüşsek de sağda solda, zannediyorum ben ilk yazanlardanım. Hazır önümüz anneler günü, bu vesileyle eski bir yazımı paylaşayım dedim. Hem kendi annem hem de tüm anneler için.   Şimdiden Anneler Günümüz kutlu olsun. Benim hayattaki en büyük Devam Linki

5 DAKİKA NEFESİNİ TUT

Öğrenilmiş bilgiye dair işler yapanlarla yeteneklerine göre işler yapanlar farklı insanlardır. Misal; benim eşim makina mühendisi. Onun olaylara bakışı, bir durumu inceleyişi ve kararlarıyla benimkiler hakikaten (sıklıkla) çok farklı olur. Sarhan daha mantıkla bakar. Artı ve eksileri hesaplar, bir akıl yürütür, bir denklem yapar ve oradan sonuca ulaşır (genelde de haklıdır). Ben daha duygularımla hareket ederim. Burada duygu “duygusallık” değil illaki. Öfke de bir duygu dimi sevgili okur? Benim ne ve nasıl hissettiğim o denklem ve orantıdan daha ağır basar. Ben bir davranışımı “bunun sonuçları bana ne olur?” dan ziyade “şu anda ben ne Devam Linki

KUAFÖRDE DELİRMEK

Merhaba sevgili okur, hatırlıyor musun benim köşe yazılarımın olduğu alana ek olarak bir de blog alanım var. Tam burada… Köşe yazılarım Pazartesi günleri yayında oluyor ama bazen haftanın ortasında da canım bir şey yazmak istiyor, bir hafta beklemek de istemiyorum, hoop buraya yazıyorum.   Evet, bir şey oldu!   Benim kuaförüm fenomen oldu sevgili okur. Bu normal şartlarda memnun olunacak bir şey. Neden? Çünkü adam yaptığı saçların fotoğraflarını Instagram’da paylaşılıyor ve binlerce kadın beğeniyor, takip ediyor falan. Demek ki sırf sana öyle gelmiyor, hakikaten yetenekli bir kuaförüm var ki binlerce hemcinsin seninle Devam Linki

İSTERİK KADINLAR

Küçük şeylerle mutlu olabilmek ne büyük lüks farkında mısın sevgili okur. Ama öyle laf olsun diye değil, gerçekten, samimiyetle ve büyük bir şey yaşanıyormuş gibi mutlu olabilmek ne büyük lüks.   Çok fazla insan kalmadı öyle, özellikle yeni jenerasyona baktığımda daha sıklıkla karşılaşıyorum, insanlar çok fazla şeye ihtiyaç duyuyor mutlu olabilmek için.   Ev, daha büyük ev, bir ev daha… Araba, daha iyi araba, bir de spor araba, bir de arazi arabası… Cilt bakımı, sıvı lifting, cerrahi lifting, komple lifting… İncelik, fitlik, daha ince ve fit, daha da ince, daha ince, hem ince hem fit hem salondaki spor Devam Linki