Yetişkin olmayı başarmak

Yapmak zorunda olduğum en zor şey yetişkin gibi davranmaya çalışmak. Canımı sıkan bir şeyle karşılaşınca bir bakıyorum dokuz yaşında, saçları iki yandan örgülü, dizlerindeki yaralar kabuk bağlamış, hırçın bir kız çocuğu olduğum döneme dönmüşüm. Zor bir çocuktum. Okuldan gelmişim, önlüğümü çıkardığım gibi koltuğa oturup Gırgır’ın yeni sayısını elime almışım. Konuşma balonlarını heceleyerek okumaya çalışıyorum. Annem arkadaşı ile çay içiyor; Annem: İşte Emelcim, ondan gelemedik dün akşam. Evde olsak kesin gelecektik, biz de istiyorduk ama… Ben: Emel teyze annem yalan söylüyor, biz dün akşam evdeydik ama annem Devam Linki

Efemine oğlanlar, tıraş olan kızlar

Şükürler olsun! Nihayet aynı fikirde olduğum pedagoglar buldum. Sevgili okur, benim bir tezim var, sıkı dur şimdi. Günümüz anneleri (biz yani) çocuk yetiştirirken biraz ayarda kayma oldu. Erkek çocuklarını efendi, terbiyeli yapıcaz derken bazılarımız ölçüyü kaçırdı. Uzmanlar her işimize karışmaya başladı. Neymiş efendim kovboyculuk, kılıççılık oynamayacaklarmış, şiddet şeyediyorlarmış… Ben yırtıyordum kendimi “böyle erkek çocuğu mu yetiştirilir?” diye laf anlatamıyordum. Pedagog1: Hiç yakışıyor mu şimdi o kılıç sana Atahan? Mehtap Hanım böyle şiddet içerikli oyunları hiç tasvip etmiyoruz artık Ben: Neyi tasvip Devam Linki

Oğlan anneleri dengesiz olur mu cidden?

Çocuklara cinsellik konusunda bilgi vermenin ne zor birşey olduğunu hepimiz biliyoruz sevgili okur. Ben bu konuda “geç olsun ama güç olmasın” ekolünü benimsiyorum. Herşeyin bir zamanı var, telaşa lüzum yok falan. Ancak bazen beklenmedik olaylar da olmuyor değil. Ayşenil’lere akşam yemeğine gittik. Onun iki çocuk artı benimki olmak üzere üç çocuk koşuyor evde. Tam “ya alt kattakilere çok ses gidiyordur, ayıp oluyor” derken alt kattan bize ses gelmeye başladı. Aşağıya taşınan yeni evli çift (benim tahminim) kamerayı kurmuş porno çekiyor. Akşam saat 20:00. Nasıl yani değil mi? Ayşenil: Televizyonun sesini açalım bidakka. Kanal Mezzo’da Devam Linki

Doğum sonrası unutkanlık

Annem her türlü dalgınlığını kardeşimi ve beni doğurmuş olmasına bağlar. “Ayy, unutmuş muyum? Hep doğumdan sonra böyle oldum”. Ama sor, babannemle ilgili her tür vakayı kronolojik sayar. Kayınvalidem de benzer özellikler gösterir ama o çoktan seçmeli unutuyor. Kayınvalide: Sen bana “anne bize çok karışıyorsunuz” da demiştin. O lafı da etmiştin bana! Ben: İftira halbuki değil mi anne? Kayınvalide: Neye karışıyorum? Bir anne olarak oğluma yaptıklarını hazmedemiyorum. Üzüm gibi saçları vardı oğlumun. İki numara kestirtiyorsun şimdi. Ben: Üzüm? Analojiyi anlamadım çünkü ben tanıdığımdan beri oğlunuz kabriyo. Kayınvalide: Devam Linki

Her yere yetişmeye çalışırken soluksuz

Babam der ki; “İnsanın ters gitmeye görsün işi, zerde yerken kırılır dişi!” Sedef “Bahtsız bedeviyi deve üstünde…” der. Her iki anlatım da doğru. Korkunç stresli geçen üç hafta ve yarı deli gezdiğim perşembenin ardından, cuma akşam eve geldiğimde aklımdan geçen şöyleydi: “Bu hafta sonu ya hamam ya kapalı havuz. Belki masaj, şarap, peynir. Cumartesi-pazar kafa tatili yap ve pazartesi yeni bir hafta başlasın.” Kırkıma geliyorum sevgili okur, yorgunum… Daha ayakkabılarımı çıkarırken, yedi senedir bizde çalışan Leyla topa girdi: Leyla: Mehtap Hanım senle çok önemli bir şey konuşmam lazım. Ben: Söyle tatlım. Leyla: Devam Linki

Kehanet Gerçek Oldu!

Erkeklerin üreme ve işeme prosesinde kullandıkları organlarıyla özel bir ilişkileri olduğunu anladığımda ilkokul 4 ya da 5. sınıftaydım. Annemin çoğu zaman bana dediği gibi; “Senin aklın yok mu?” dediğim sınıf arkadaşım ağzından leblebi tozu püskürterek “Vaaar” deyip kel alaka bir bölgeyi işaret ettiğinde durdum… Ve her normal çocuk gibi “ehihehehi” deyip gülerek kaçmak yerine (o zamanlardan belliymiş garip bir insan olacağım) “Oğlanların leblebi tozu yemesi engellenmeli” diye düşünmüştüm. Yıllar sonra bir oğlum oldu. Şükürler olsun ki leblebi tozu yemiyor ve beyni olması gereken yerde. Ancak sünnet olması Devam Linki