Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

SPORTİF ANNELER

Her anne gibi ben ve arkadaşlarım çocuklarımızı değişik aktivitelere yazdırdık, sevdikleri sporu ya da enstrümanı bulana kadar türlü çeşit şey denettik ve bizimkiler basketbolda karar kıldı. Oğlanlar yaklaşık 3 senedir aksatmadan basketbol antrenmanlarına devam ediyorlar, amatör bir takımları ve profesyonel bir klüpleri var. Biz de ister istemez her hafta sonu aynı ailelerle bir araya geliyoruz. Aralarında eski tanıdıklar da yeni arkadaşlar da var.

 

Uzun süredir seyirci koltuğundan çocuklarını izleyen ailelere bir hoşluk olarak anneler arası ve babalar arası turnuvalar başladı. Babalardan takımlar, babalı kızlı (ablalar) takımlar ve anneler takımı derken ben, Birsen, Ayşe ve Özlem kendimizi Mrs Team isimli bir takımda bulduk. Özlem (aramızda en zayıfımız olduğu halde) beli rahatsız olduğu için çekildi. Birsen ve ben yüzme ve pilates ile ilgileniyoruz (spor adına) ve fakat bildiğiniz gibi her ikisi de kondisyona dayalı şeyler değil. Daha çok esneten, vücudu açan, rahatlatan, kalori yaktıran biraz da şekillendiren sporlar bunlar. Öte yandan (ve şükürler olsun ki) Ayşe tenis ve kayakla yakından ilgilendiğinden kondisyonu bizden çok daha iyi durumda. Kadın koşabiliyor…

 

Her ne kadar ben uzun müddet “geçen sene Banu kolunu kırmıştı ya biz de kırarsak”, “bu sene ayağımı koltuğa vurup ayak parmağımı kırdım ya bir yerimi kırarsam nasıl araba kullanıcam”, “işe güce nasıl gidicez”, “terliycez terlemeyi sevmiyorum”, “saçım bozulacak”, “makyajım akar”, “tırnağım kırılır” şeklinde direndiysem de maça çıktık sevgili okur. Ama görmen lazım….

 

Çocuklarımız saha kenarında bize tezahürat yapıyor, kocalar trübünde izliyor, benim koca kişisi skor tutuyor, biz sahadayız benim kafamda yeni aldığım incili ve taşlı tacım, rimelim, göz kalemim (akmaz cinsten), kırmızı ojelerim falan… Olaydan-spordan kopuk….

 

Karşımızdaki takımdaki annelerden ikisi bizden zayıf, biri ise 18 sene basketbol oynamış…

 

Sevgili okur hava atışıyla maç başladığı an Ayşe –düzenli spor yapmanın getirdiği enerjiyle- koşmaya başladı. Koşuyor, uçuyor, top kesiyor kadın hakikaten elinden geleni yapıyor. Basketbol’la da ilgilendiğinden yaptığı şey nizami denilebilir. Ama olayı tamamen hız ve güce endekslemiş durumda (tenis refleksi).

 

Hani arabalar üzerinden bir örnekle anlatacak olursak Ayşe olaya direkt “horse power” noktasında 4X4 dahil. Koşuyor, zıplıyor, tırmanıyor, her koşulda çalışıyor ama 18 sene oynamış biri karşısında olmuyor haliyle.

 

Benim durumum traji-komik. Yine arabalardan gideceksek Mini Cooper ya da Smart tadında diyebiliriz. Fazla bir koşma yok. 2 beygir gücünde. Boş bulduğu yere giriyor, topu iyi dağıtmaya çalışıyor, doğru pozisyonda pas bekliyor, elindeki enerjiyi iktisatlı kullanıyor. Kısaca artist gibi yürüyorum sahada, arada pas almak için koşuyorum falan.

 

Birsen ise çok enteresan.  Birsen’in basketbola ilgisi çocuğunu seyretmekten ibaret olduğundan onu araba analojisi ile anlatmak istesem sonuç; “o araç daha üretilmedi” gibi bir şey. Yani elektrik enerjisiyle çalışıyor, doğayla dost fakat araç 4 beygir gücünde sahalarda Porche Chayenne olmaya çalışıyor. Bir ara Birsen karşı takımdan topu çaldı -ve nasıl oldu hala bilmiyoruz- bir baktım üç kadın etrafını sarmış Birsen “ense pası” çıkarıyor ki hani NBA ağlar…. “Birsen buradayım” diye seslendim ki kadınlardan kurtarsın kendini bana pas atıp ve Birsen ne yaptı?

 

Birsen topu karpuz gibi kucaklayıp bana doğru birkaç adım koştu. Durdu. Sonra ufak adımlarla bana yaklaşarak (bu esnada topu bir kez dahi yere vurmadan) topu kucağıma verdi. Kadın bildiğin Amerikan Futbolu oynuyor farkında değil. Ben topu aldım kapamasınlar diye topa sarılıp karnıma doğru eğilerek kapandım ve “bi durun gülecem” diyerek kahkahalarla gülmeye başladım.

 

Bu esnada (çok ayıp biliyorum) hepimiz sigara kullandığımızdan (çok yanlış, çok çok yanlış) nefes alamıyoruz, ciğerlerimiz ağzımızdan çıkmak üzere saç diplerimizden ter değil bildiğin nikotin sızıyor. Birsen mosmor, bir ara bir baktım sahada 2 kişiyiz, Birsen su içiyor, mavi gözleri mor tende bildiğin fosforlu kedi gözü olmuş. “Çok fenayım” diyebildi sadece. Ayşe (yaşça da bizden genç olduğundan) “çocuklar için koşalım” moduna aldı ki yine arazi araçlarından gideceksek buna “wild modu” diyebiliriz, bir ara kendisine pis çarpan 18 yıllık eski basketbolcuyu sahadan iterek attı.

 

Feci şekilde kaybettikçe aslında son derece hırslı olan ama nasılsa yeniliriz diye çabalamayan bana sinir geldi. Önce hayli zayıf esmer anneyi, “Ayşe’ye perdeleme yapıyorum” ayağına düşürdüm (ben de düştüm). Sonra 18 yıllık basketbol oynayan anneyi iterek sahadan çıkardım ve “top onlardan çıktı, top bizde” diye çamura yattım ama işe yaramadı.

 

Arada, yere oturmuş nefeslenip su içerken Birsen’in büyük kızı Burcu gelip bize “pardon ama neden savunma yapmıyorsunuz?” diye sordu ben inildeyerek “nefes alamıyoruz ondan” dedim.

 

Fena halde yenildik.

 

Bir sonraki maç için takıma Burcu’yu aldık. Bütün ümidimiz onda. Burcu olunca ben çok terlemiycem ve saçlarım bozulmayacak, Burcu’nun varlığı bu bakımdan çok mühim. Burcu bizden genç, eksiden voleybol oynamış ve kafa da bizden iyi çalışıyor bu anlamda da en azından “veteran lig”de sonuncu olmamak gibi bir şansımız var.

 

Bu arada annesinin kaybetmesine ya da başarısız olmasına asla alışkın olmayan oğlum hayatının travmasını yaşadı. Karşısında (bildiği anneden farklı) olayı tamamen koyvermiş, yürüyen, dolanan tuhaf bir kadın vardı.

 

Oğlum bundan şu dersi çıkardı; sandığının aksine ben doğaüstü ve olağanüstü bir canlı değilim. İyi yaptığım şeyler var, fena olmadığım şeyler var ve iyi olmadığım şeyler var. 40 yaşında ve “kazık mı kakacaz len” tadında bir kadın olduğumdan kendime pek iyi bakmıyorum ve bu kondisyona bağlı işlerde beni başarısız yapıyor. Ve bu kötü ya da yanlış değil, sadece beni insan yapıyor.

 

Bu anlamda oğlum için ilginç ve farklı bir tecrübe oldu.

 

Ben de kendime dair bir şey öğrendim. Bir tık daha gençken ki ihtiraslarımdan kurtulmuşum. “her şeyi yapıcam, ben yapıcam ve mükemmel olacak” dan “bırak ya eğlenelim” gibi bir noktaya gelmişim, sanırım büyümüşüm.

 

Bir sonraki maçta yılbaşı temalı kırmızı pullu ojelerimi sürmeyi planlıyorum. Yeni olayım bu. Süslüyüm.

 

Anne olmak enteresan bir şey.  Çocukla birlikte siz de değişiyor, gelişiyorsunuz.

 

Ben kendi adıma anne olduktan sonra daha iyi bir insan olduğumu söyleyebilirim.

 

Ve iyi insanlar tanıdığımı…

 

Güzel bir masajın ya da oğlumla konsere gidebilmenin “başarı” anlamında bana yettiği şu günlerde ise …..

 

İtiraf ediyorum burada size….

 

Hayatımda hiç olmadığım kadar mutluyum…

 

Comments are closed.