Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

SIK SORULANLAR, YORUMLAR, ELEŞTİRİLER

Merhaba sevgili okur. Yeni yılın bu yepyeni haftasından sana selam olsun. Kabus gibi geçen bir 2016’yı nereden atacağımızı bilemedik dimi? İnşallah bu yıl hepimiz için, ülkemiz için doğru düzgün bir yıl olsun. Üzülmeyelim, içimiz bunalmasın, korkmayalım, hep güzel haberler alalım. Tüm kalbimle diliyorum bunu hepimiz için.

Bu yazımızda seninle hem yeni kitabım (dur sıkılma, bekle) Yatır ile ilgili gelen yorum ve eleştirilerden bahsedelim, ben izahlar yapayım sana hem de bana sosyal medya üzerinden sıklıkla sorulan ve benim “bu konu seni neden ilgilendiriyor?” diye düşünmediğim bazı soruların cevaplarına bakalım birlikte. Bak, dedikodulu eleştirili hoş bir yazı bekliyor seni gördün mü?

 

Önce kitap eleştirileri ve yorumları;

 

GÜZİNE Mİ KUZİNE Mİ?

En sık aldığım eleştri “güzine değil kuzine” oldu. Her duyduğumda sevgili Bade’nin kulaklarını çınlattım çünkü ilk yapmak istediği düzeltmeydi. Bunu özellikle bu sebeple açıklamak istedim zaten. Evet Güzine değil, Kuzine ve Bade de düzeltmek istedi ama ben Güzine olarak kullanmak istedim çünkü babannem ve dedem “güzine” derdi hatta babam da “güzine” der. Neden bilmiyorum bizimkiler “güzine” diyordu ben de bir yerde onların hatırasını canlı tutmak istediğim için hem de yazarken kendi yazdıklarıma yabancılaşmamak için hep duyduğum/alışkın olduğum haliyle kullanmak istedim. Haklısınız doğru adı bu değildir ama biz böyle diyorduk o sebeple öyle yazdım.

 

MANTIK HATASI VAR!

Evet var. Ve hiç anlamadık nasıl oldu. Kitapta yazdıktan sonra çıkartmaya karar verdiğim bir kısım var. Orayı çıkarınca girişte bir değişiklik oldu. Ben onu düzelttim sevgili okur ve Bade de hatırlıyor o düzeltmeyi (Çünkü düzelttim ve yaptığım düzeltmeyi düzelmemiş görünce  kafayı yedim bir süre. Düzeltmiştim, nasıl olur, düzeltmemiş miyim, save mi etmedim, yanlış isimle mi sakladım, düzeltilmiş halini yollamadım mı, rüyamda mı düzeltmiştim yoksa diye kendimi yedim) ve çok şükür Bade de hatırlıyor düzelttiğimi yani rüyamda düzeltmemişim. Fakat ben, Bade, Filiz, Kadir dört kişi okuduğumuz halde, hatta öncesinde kocama falan da okuttuğum, tüm onaylardan geçtiğim halde baskıya giden nüsha düzelmemiş nüsha olmuş. Ve bu mail trafiğindeki bir kargaşa diye düşünüyorum. Çok ufak bir hata, odaya iki kişi giriyor bir kişi çıkıyor (çünkü hikaye değişti) ama var mı var. İkinci baskıda TEKRAR düzeltip bu kez düzelmiş halini matbaaya yollamayı umuyoruz. Bir de kitap konusunda şunu söylemek lazım. Bir kitap yazıldıktan sonra üzerinde çok fazla kez oynanıyor ve bir sürü saklanmış versiyon oluyor. Benim bilgisayarımda yatır1, yatır2, yatır3, yatır_yeni, yatır_son, yatır_kısa, yatır_ekleme gibi ne kadar çok versiyon var. Bu kendi aramızdaki yazışmalarda da birbirimize tekrar tekrar yollarken böyle sayfa sayfa, layer layer mail içinde bir kargaşa yaratıyor. Buradan aldığım dersler var tabi, sonraki sefere farklı bir yöntemle son nüshayı yollamak lazım demek ki. Fakat fuarda Badeyle inşallah hata çıkmaz, o kadar baktık ama inşallah çıkmaz” diye konuşmamızı hatırlıyorum da… Mani olamadık işte. Benim ikinci kitabımda da “bu komik değil, bunu niye yazmışım” deyip çıkarttığım bir kısım çıkmamış, komple duruyordu. Hayret etmiştim görünce. Bir de öyle bir durum ki ilk baskıdan çıkmış, 3000 kitap gelmiş kucağına “ e ben burayı çıkarmıştım”” diyosun ama napıcan yani? Napıcan gelmiş kitaplar, bandroller yapışmış, napıcan? Bana hep oluyor bu. Bana hep oluyor. Yine oldu. Özür dilerim.

 

KORKUNÇLU KISIM FAZLA KORKUNÇLU OLMUŞ, KOMİKLİ YERLERİN ÖNÜNE GEÇMİŞ.

Beni en çok ürküten yorum bu oldu açıkçası. Ürktüm çünkü ben iyi bir mizah yazarı olmakla pek övünürüm ve yazdığım hiç bir şeyin bunun önüne geçmesini çok da istemem. Çünkü mizah zordur, mizah zeka ister, hele yazılı mizah… Karşındaki insan bir şey görmüyor, sen kelimelerle tarif ediyorsun, onun sanki görüyor gibi olması lazım ki gülebilsin. Hakikaten zekayı böyle raks ettirmen gereken bir şey yazılı mizah. Elinde peruklar, seslendirmeler, kostümler, el kol hareketleri yok. Sadece kalem var ve bu kadar, bu. Korku öğelerini yazarken “yazıyorum ama korkunç oluyor mu acaba?” diye endişe ediyordum. Ürkütücü yazmayı becermişim sanırım ama umarım mizahi yerlerin önüne geçirmemişimdir. Çok hoşlanacağım bir şey olmaz bu ama okurun takdiri tabi ve okurdan okura değişir illaki.

 

BU KİTABIN, BU KARAKTERLERİN DEVAMINI YA DA BU KİTABI FİLM YAPMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUN?

Kitabın devamını düşünebilirim. Hemen yakın zamanda değil ama bir zaman sonra aynı karakterlere bir devam macerası yazabilirim. Bilmiyorum açıkcası nasıl hissettiğime bir bakıcam ama şu net Ayşenil gibi bir karakter üzerine yazı yazmak benim zaten sevdiğim bir şey. Film olması hususu… Olur tabi, parayı veren filmini çeker. Gayet simple.

 

DİĞER KİTAPLARINI DA OKUMAK İSTİYORUZ AMA BULAMIYORUZ.

Evet, çünkü tükendi. Duruma, ekonominin ve ülkenin gidişine göre bakıcaz, belki yeniden çıkacak ama vaziyeti görüyorsunuz. Bu devirde kitap yazmak basmak falan baya lüks yani. Bir bakıcaz.

 

FARKLI BİR TARZDA, ROMANTİK VEYA EROTİK BİR ŞEYLER YAZMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUN?

Benden böyle bir talep var –anlamıyorum ne alaka ama hakikaten var- sanırım hayal gücüm bakımından “ya şöyle erotik bişiler yazsana” falan gibi, hani “bakalım değişik bir şeyler çıkacak mı?” babında bir merak var. Bunu toplum sağlığı açısından şimdilik düşünmüyorum. Sakatlanırsınız, çocuğunuz olmaz falan neme lazım. (Çok komik erotik diyaloglar fena fikir olmayabilir ha… yatakodası diyalogları… cidden çok komik yazabilirim bunu bak coştum şimdi)

 

SENİN ERKEK KARDEŞİN VAR MIYDI?

Hayır yok. Benim kız kardeşim var. Erkek kardeş karakterini  (iki kadının yanında bir farklılık, bir de erkek olsun istedim) ilk başta sevdiğim bir çalışma arkadaşımla başlattım sonra kitaba ara verdiğim bir dönem oldu (işler çok yoğundu) geri döndüğümde çok sevdiğim bir başka arkadaşımla devam ettirdim. Adı da gerçekten Koray ve kendisini cidden çok severim. O yüzden kardeşim olarak yazmak çok kolay oldu. Normal şartlarda egosu yüksek ve rahatsız bir insan olduğumdan, beni azarlayan, tersleyen bir karakteri yazabilmem için hakikaten o karakteri çok yakın hissetmem lazım yoksa yazamıyorum.

 

AYŞENİL GERÇEK BİR KARAKTERDEN ESİNLENME Mİ?

Sadece esinlenme değil Ayşenil var. Anneboyutu.com da, AnneTV kısmında Ayşenil ve benim “İkisi bir arada” videolarına bakarsanız kendisini görebilirsiniz. Şahane bir kadındır şahane.

 

Gelelim bana sık sorulan sorulardan seçtiklerime:

 

SİGARAYA BAŞLADIN MI? CANIN ÇEKİYOR MU? SİGARAYI BIRAKINCA KİLO ALDIN MI?

Sigaraya başlamadım. Başlamayı da asla düşünmüyorum. Açıkçası başlarda canım çekiyordu evet, ilk bir yıl hatta. Fakat sonra spor alışkanlığı edindim ve sigaranın spor yapmama mani olacağını/bozacağını bildiğimden o bilgi beni uzak tutuyor. Yanımda içildiğinde kokusundan çok ciddi rahatsız oluyorum, zannedersin hayatımda hiç sigara içmemişim, o derece. Sigarayı bırakınca ilk etapta kilo almadım, sonra bi baktım aaa 6 kilo almışım, hiç anlamamışım, verdim ama hemen.

 

TEOGLARDA YABANCI OKULLARI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZÜ SÖYLÜYORSUN AMA YABANCI OKULLAR ÜNİVERSİTE SINAVLARINA ÇOK HAZIRLAMIYOR, BU KONUDA NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Ben genel olarak sınava hazırladığı iddiasındaki okulların da, yabancı okul statüsündeki okulların da herhangi bir sınava çok etkisi olamadığını düşünüyorum. Bizim oğlumuz şu anda da bu sınav olayını kendi mevzusu haline getirmemiş bir okulda okuyor ve sınava yönelik dışarıdan destek alıyor. Sınav konusunda çok titiz olduğu iddiasındaki bazı okullarda arkadaşlarımızın çocukları var onların çocukları da dışarıdan destek alıyor. E ne fark etti o zaman? Biz –eğer olabilirse- en azından bir ekol okulundan çıksın bir dünya görüşü üzerinden, belli bir zenginlikte yetişsin, sınav hazırlığını biz dışardan destekleriz diye düşünüyoruz. Olabilecek mi, ne olacak bilemiyoruz. Nasip kısmet. Çok da dert değil açıkçası.

 

YAZILARINDA HEP ELEŞTİRELSİN, HEP DALGA GEÇİYORSUN, HEP BEĞENMİYORSUN? NEDEN BU KADAR HUYSUZSUN?

Çünkü çok fazla beğendiğim şey yok. Beğenmediğim şey daha fazla. Ve inan bana sevgili okur bu benim için senin için olduğundan daha zor. Sen beni okumayabilirsin ama ben yaşamayabilemiyorum. Ben senin takip etmekten pek hoşlandığın (gördük yani) tipler gibi hayatı aksettirdiğinden farklı “tiplemeler” gibi değilim. Benim köşe yazılarıma da sosyal medya paylaşımlarıma da kalbimden ve aklımdan geçenden farklı bir şey yansımaz. Neyse o. Elimden başka türlüsü gelmez, niye gelsin? Bana ne? Bende reklam yok, promosyon yok, tanıtım yok. Kendi yazdığım kitaptan bahsederken bile “ay çok bahsettim ayıp oluyor mu acaba” diye düşünen bir insanım. O yüzden… O aradığın benden çıkmaz. Eski okur durumu biliyor, sen de kalıcıysan alışırsın, aksi ama özünde iyi bir insanım.

 

HALA KARATAY MI BESLENİYORSUN?

Sanırım evet. Karatay usulü beslenme ile glutensiz beslenmeyi mixledim. Sevgili Benal Büyükgebiz hocam porsiyonları ufalt demişti bunu da uyguluyorum. Ufak tabakta, beyaz unsuz, şekersiz ve glutensiz beslenmeye çalışıyorum. Mükemmel şekilde, çok katı şekilde uyamıyorum tabi ama genel durum bu.

 

NE SPOR YAPIYORSUN?

Hepsini. Spor yapmayı sevmediğim ama yapmadığımda da kendimi berbat hissettiğim için sıkıldıkça değiştirerek hepsini yapıyorum. Aklına ne gelirse, piyasaya ne girdiyse, ne varsa hepsini. Sıkılınca diğerine geçiyorum. Birbirine ekliyorum. Maksat hareket etmeye devam etmek. Programımdaki tek sabit yürümek. Mümkün olduğunca az araba kullanıp daha çok yürüyorum.

 

KAÇ YAŞINDA EVLENDİN OĞLUN KAÇ YAŞINDA EVLENSİN İSTERSİN?

24 yaşımda tanıştığım kocamla 25 yaşımızdayken evlendik. Oğlum 30’lu yaşlarından sonra ama 35’i geçmeden evlensin isterim. Bence 30-31-32 erkek için ideal yaş.

 

NASIL BİR GELİN HAYAL EDİYORSUN?

Çok güzel bir gelin istemiyorum. Çocuğumun başını belaya sokmasın, girip çıktıkları yerlerde rahatsız edilmesinler, oğlum sürekli kavga etmek durumunda kalmasın. Normal bir kız olsun. Oğlum beğensin yeter, böyle Victoria’nın Meleği gibi olmasın yani bence. Oğluma değer versin, sevsin, aşık olsun, beğensin. Vicdanlı, merhametli bir kız olsun. İyi insan olsun, dürüst olsun, çalışkan olsun. Paragöz olmasın. Hiç sevmem paragöz, paraya tamah eden, para arayan insan. İyi günde kötü günde oğlumla yan yana durabilecek karakterde olsun. Olgun olsun. Terbiyeli, görgülü, iyi okumuş, kendini yetiştirmiş, saygılı bir kız olsun. Hamarat da olsun. Yaptığı yensin. Öyle çok değişik bir beklentim yok yani, hani –en az üç yıl sirkte trapezle atlamış olsun- falan gibi. Her annenin çocuğu için umduğundan farklı bir şey yok.

 

Bana gelen eleştirilerden bahsettik, soruları cevapladık, hayli dolu bir yazı oldu bence sevgili okur. Dolu dolu, keyifli de bir yıl olsun. Bol bol gülelim, gülümsetelim. Daha sevecen olmaya çalışalım. Daha merhametli, daha zarif yaşamaya çalışalım. Biraz sakin olalım bu yıl. Sakin olma şansımız olsun. İyi olalım artık. Nasılsın dediklerinde ağzımızın dolusunca iyiyim diyebilelim.

 

Böyle dileyelim, böyle olsun.

 

Güzel bir yıl başlasın ARTIK.

 

 

 

Comments are closed.