Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

Sanatçı egosu

Newsweek Türkiye’de ara sıra röportaj yapayım diyorum sevgili okur ama aman yarabbi! Bizim “ünlülerimizde” bir ego var ki kafayı yemek üzereyim.  Ne manasız konuşmalar ne abuk talepler, neler neler.  Şunu bilin, hepsi olmasa da ünlülerimizin çoğu kompleks yumağı. Kraldan çok kralcı, manasız asabi asistanlarıyla tam ali kıran baş kesen ortamı yaratmışlar. Yalnız yanıldıkları bir konu var. Ben bu kabil dünyalara çok uzağım ve yeminle söylüyorum sevgili okur, pazarda domateslerimi kesekağıdına yerleştiren manavla “iyi” olmak herhangi bir “ünlüyle” iyi olmaktan daha mühim benim için. Çünkü ezik domatesle kahvaltı yapılmıyor ama ezik ünlüyü yerim yani.

ÜAK(ünlü asistanı kişisi): Ben şimdi konuştum kendileriyle bir takım soruları var kendisinin

Ben: Buyrun?

ÜAK: Kaç sayfa olacak bu röportaj?

Ben: Bir sayfa, benim sayfam, devamı internet sitesinde olacak

ÜAK: İki sayfa olabiliyor mu?

Ben: Hayır çünkü benim bir sayfam var.

ÜAK: Valla kendileri kapakta resmim olacaksa konuşurum dedi.

Ben: Pardon nasıl?

ÜAK: Fotoğrafını kapağa koymanızı istiyor, ancak o şartla olabilirmiş.

Ben: Şaka mı bu?

ÜAK: Yoo, niye?

Ben: Biryerde yanlışlık olmuş olmasın, siz bizim derginin adını doğru anladınız mı?

ÜAK: Valla bilemem niye öyle dedi? Cem Yılmaz’ı kapak yaptığınız için olabilir mi?

Ben: Hesap mı vericez? Cem Yılmaz olayı dosyaydı sadece röportaj değil. Psikologların, sosyologların bakışaçılarının incelendiği farklı bir çalışmaydı. Ondan kapak oldu. Ben sadece röportajdan bahsediyorum bu bir.

ÜAK: ……

Ben: Bu talebi getiren “ünlü”yü psikologlara inceletmeye kalkarsak eğer, sonuçların bizim dergimizde yayınlanmasını hiç istemezsiniz diye tahmin ediyorum bu iki.

ÜAK: …..

Ben: Kalsın yani tatlım, hadi eyvallah!

Şimdi bu insanların anlamadıkları şey benim o telefonu açmadan önce burada kaç kişiye laf anlatmak durumunda kaldığım.

Ben: Şey ben …. ile röportaj yapsam

Kürşad (Oğuz) Bey: Kim? Niye? Ne alaka?

Ben: İşte böyle komiklik olsun falan, bir renk bir doku, ehihehe

Kürşad Bey: Biz acaba Madonna ile röportaj yapsak dergiye koyabilir miyiz uygun olur mu diye düşünürken geldiğiniz isim bu mu?

Ben: Ya kitabı var, ünlü, falan…..ıııııııı….ıh

Kürşad Bey: Hangi kitap, hangi yayınevi,  konu ne, ne başarılmış, ne olmuş, ne çıkmış ortaya, ne aşılmış, ne çözülmüş, nerelerde kime ulaşmış?

Ben: …….

Kürşad Bey (arkasını dönüp giderken): Kitabı varmış-mış. İş sanki. 15 senede 15 kitap yazardım ben de isteseydim.

Tabi insan şunu düşünmeden edemiyor. Kimbilir Kürşad Oğuz benim kitabımı okuyunca gerek ben gerek yayınevim hakkında ne düşündü dimi? Ama işte allahın sopası yok, (evveliyatında hunhar yorumlarla çok yazarın canını yakmıştır o ben biliyorum) her firavunun bir musası var! Sen misin yazar/yayınevi beğenmeyen, al sana Neden Kitap’tan Mehtap Erel. Uğraş dur şimdi “haftayanın” diye ya da “atrakt” diye bir kelime var mı? Bir yazı “benşimdibusatırdaboşlukdabırakmayayımdagörün” diye yazılabilir mi? Allah büyük işte.

Şimdi bütün ÜAK’ları uyarıyorum. Bir daha “beni kapah yapıng” la karşılaşırsam bunu diyen tüm “ünlü” isimlerini bu sayfada alfabetik sırayla yayınlamaya karar verdim. İçerde Nüzvik’çilerle uğraştığım yetmezmiş gibi bir de sizin kaprisinizi çekemem yani. Ayrıca da, kapakları çoğu zaman Serhat (Gürpınar) Abi yapıyor ve tersi de biçimsizdir, portrenizi Tuncay Güney’e çevirip pislik yapabilir

Dergide…

Kürşad (Oğuz) Bey: Yazınız nerde?

Ben: Yollamadım daha

Kürşad Bey: 10 dakika içinde bekliyorum.

Ben: Yazı hazır da eğer derginin kapağına resmimi koyacaksanız yollayabilirim

Kürşad Bey: ?????

Ben: Şöyle bikinili bir resmim olsun. Doğum sonrası çatlaklarını da Garo (Miloşyan) “fotoşopla” halleder nasılsa. Başka türlü demeç vermiyorum.

Kürşad Bey: Bu neyin laubaliliği şimdi. Komik misiniz şuan?

Ben: Hayır oldukça ciddiyim.

Kürşad bey: Türkçe’de “oldukça” diye bir kelime yok!

Ben: ………

Kürşad Bey (arkasını dönüp giderken): Daha kaç kere söylemem gerekiyor bilmiyorum. “Oldukça” diye bir kelime yok!

Ben: Ya şaka yapiyim dedim yahu. Alla allaaaaa, konuşulmuyo hiçbirinizle valla.

Bu “ünlüler” benim burada kimlerle ve ne şartlar altında çalıştığımı bilseler, bu şekil saçmalayarak hiç kendilerini komik duruma düşürmezler. Newsweek’in içi beni yakar, kapağı sizi kısaca.

Comments are closed.