Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

Rakı şişesinde balık olmak!

Ben önden açıklamamı yapayım da sevgili okur, sonradan kafalarda soru işareti kalmasın.

Ben kıskanç değilim ve kıskançlıktan hoşlanmam. Mesela kıskanıldığında mutlu olan kadınlar vardır ya hani; “Beni seviyoooo” modeli. Hiç işim olmaz! Bilakis, kıskanılmak beni rahatsız eden bir şey.

Neden? Çünkü ben zaten frapan, kırmızı ruj, mini etek, diz üstü çizme modeli bir kadın değilim ki. Aksine çoğunlukla şiş gözler, kahve fincanı ve laptop yaşayan bir kadına (bana) “gömleğinin düğmesini kapa” diye gelinmesi ben de karşımdakinin (kocam) eski Latince bana izafiyet teorisi anlatması gibi geliyor.

Demem o ki; ben kıskançlıkla meselesi olan bir kadınım. Sizi buna ikna ettiğimi umuyorum.

Pazar sabahı kahvaltı hazırlıyorum mutfakta. Sarhan’la gençler, gençlik ve oğlumuzun büyümüş halleri üzerine sohbet ediyoruz. Sarhan okumak konusunda obsesif bir adam olduğu için tüm eğitimlerine ek olarak Boğaziçi Üniversitesinde MBA yapıyor.

Sarhan: Mesela geçenlerde okula gittim, bu sene birinci sınıfa başlayan kızları gördüm, oohooo nesil değişmiş, güzelleşmiş. Yok yani bizim zamanımızdaki gibi değil. O yüzden merak etme, Atahan’ın zamanında gelinin çok güzel olur.

Ben:

Sarhan: Görsen bir, salına salına dolaşıyorlar ortada, makyajlar, topuklu ayakkabılar, bir de bakıyorlar ki kendilerine…

Ben:

Sarhan: Zannedersin okulda değil podyumdalar, böyle bir havalar bir çalım, saçlar falan yapılı…

Ben: Ayıp olacak aşkım şimdi biliyorum. Bir kadın eşiyle böyle konuşmaz ve bir hanımefendiye yakışmaz ama babamı bilirsin cinstir biraz. Çok sevdiğim bir lafı var –kulakları çınlasın- “sıçı**l**cak ağız g**te yakın gelir” der. Bu özlü sözümüz ışığında bilmeni isterim, sen hızla irtifa kaybediyorsun.

Sarhan: Hı?

Ben: Hı! Şöyle! Sen şimdi bana böööyyle ağzının dolusuyla ne anlatıyorsun? Kanka mıyız biz? Soyunma odasında mıyız? Birazdan havluyla birbirimize mi vurucaz? Ne?

Sarhan: Ammaaaaaaannnnn

Ben: Kim topuklu? Kim salınıyor? Ne diyorsun? Allahın s*ç*rtmaları, dünkü çocuklar. Salınsalar neyi sallayacaklar?

Sarhan: Mehtap saçmalama Allahaşkına yaaaa. Beni bilmez gibi… Ben bir gözlemimi anlattım.

Ben: Sen beni pek bilemiyorsun sanırım hayatım. Çünkü -bir- bilsen dersin ki; “ben özneyi, yüklemi böyle dizersem, bu kadın dolaylı tümleçi alır, ağzımdan sokar kulağımdan çıkarır” –ki kulak burada mecazi-! Ve iki; senin o “gözlemini” var ya, ovalamadan, durulamadan parlatırım Sarhan! Bilmem anlatabildim mi?

Sarhan: Tatlım…

Ben: Tatlım diye gelme bana, sende tat alma duyusu olsa daha ağda kaynatmayı bilmeyen “jilet” jenerasyonundan, solaryumunun rengi açılmasın diye keseye paketinde bile ellemeyen, hijyenden anladığı makyaj temizleme mendili olan çoluğu çocuğu “kadın” diye sunmazsın. Kız o “havalıların” çoğu biraz terlesin, kirleri kabarmazsa adiyim!

Sarhan: KIZ?!? Hakikaten hastasın!

Ben: Tamam hepsi böyle değil mutlaka, bizim gibi anaları olanlar kız gibi kız büyütüyordur ama çoğu hem pasaklı hem paçoz, kadınlıkla alakasız, kuaförden kuaföre saç yıkatan şeyler bunlar.

Sarhan: …

Ben: Kadın var ya kadın! Kadın banyodan pespembe çıkar. Vücudundan süzülen su kalçasındaki minik beyaz çatlağa geldiğinde, işte tam orada görürsün yaşanmışlığı. Gözlerinin kenarındaki minik çizgi görerek bakmayı öğrenmiş gözlerine anlam katar. Ellerini uzattığında nasıl dokunacağını bilir ve nasıl dokunulmasını istediğini de. KADIN; dik memelerden, sıkı kalçalardan fazlasıdır aslanım! İnekte de meme var. Ve zaten bütün memelerin akıbeti aynıdır. Ama KADIN; sarksa da çatlasa da, kendini sevmeyi öğrenen ve hayatın getirdikleriyle daha da lezzetlenmiş, derinleşmiş olandır.

Sarhan:

Ben: Senin o “havalıların” bakkaldan alınmış enerji içeceğidir. Hızlı içilir, enerji verir, iyi gelir. Ama sabah kalktığında idrarında bile görmezsin izini. KADIN su katılmamış Tekirdağ rakısı gibidir. Çok duru olmayı da bilir ama bir parça buz ile tüm rengi değişir. Sofra, sohbet gerektirir, yavaş yavaş içersin. Yanında kavun ister, peynir ister, ud ister. Yavaş yavaş çarpar seni. Ve sabah kalktığında, dilinde akşamdan kalma anason tadı… Hala mis gibi kavun kokusu burnunda… “ulan haftaya yine gitsek” dersin.

Sarhan: !!!!!!

Ben: Hım, devam et tatlım sen, kızlar diyordun. Çok mu havalılar?

Sarhan: …

Ben: ….

Sarhan: Atahan’ı erken yatıralım bu akşam

Kıskanç değilim sevgili okur. Sevmem kıskançlığı. Buradaki doğru kelime “kızmak”. Bir çift kavunun yaşanmışlıktan, görmüşlükten, tecrübeden mühim sanan şovenist zihniyet. Erkeklerin, kadınların yaşla kadınlaştığını anlamaması, ergenlik sonrasıyla kadınlığı karşılaştırması.

Bir kadın kendine güvendiği kadar çekicidir. Kendine güven ise dik bir kalçadan fazlasını gerektirir.

Bizim unutmamamız gereken şey popo sonuçta s**mak içindir. Ve karşınızdaki erkek, sadece bu noktanıza fokuslanıyor ve “güzellik” ölçüsü olarak bunu alıyorsa o erkek değil büyük olasılıkla fosseptiktir. Böyle bir modelle karşı karşıyaysanız yapmanız gereken asla moralinizi bozmak değil sifonu çekmektir.

Bizim gibi kadınlar rakı gibidir, buz gibi, mis gibi… Tenimizde tuzlu deniz suyu kokusu, yediğimiz her kazık, döktüğümüz her gözyaşıyla güzelleşmiş… Anlamlı bakmayı öğrenmiş… Zenginleşmiş…

Kıymetimizi bilene içimizde balık olmanın tadını, huzurunu, şehvetini verebiliriz.

Ama içmeyi beceremeyeni de çarpmayı bilmeliyiz!

(Bu yazım tüm kadınlara ama özellikle bir kadına hediyemdir. O sözün aklımdan çıkmıyor arkadaşım. Senin gibi kadının yanında bir erkek, ancak haddiyse durabilir.)

One Comment

  1. avatar

    bu yazını okuduğumda çok etkilenmiştim ve çok gülmüştüm. böyle insanın içinden geçen hisleri birinin dile getirmesi sonrasında yaşanan 'evet yaw işte bu işte bu' duygusu vardır ya. ama malesef şunu unutuyor insan, senin dile getiremediğin hisleri bir başkası yazmış olsa da hazıra konarak bunu anlatabilmen pek kolay bir iş değildir. şöyle ki annem ve arkadaşları ile yaptığımız sohbette benim bu yazıyı anlatmaya çalışmam, becerememiş olsam da onların garip bakışlarına aldırmadan aklıma gelenlere kahkahalarla gülmem sonrasında senin ismini verip okuyun işte internette yazıyor diyerek üste çıkmam ders oldu bana. çok yazdım yahu. derim ki anlatılmazsın mehtap, ancak yaşanırsın. bu mudur budur :)