Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

NASIL BİR VELİ, NASIL BİR İNSAN?

Nasıl bir velisin sen sevgili okur? Okul döneminde nasıl bir anne (veya baba) oluyorsun? Kendini çocuğun sınav tarihlerine, derslerine, ödevlerine uydurmaya çalışıyor musun?

 

 

Şöyle bir kitle var, misal okul 9 saat için tatil olsa 9 saatliğine gidecek yer buluyor, hiç bişi yapamasa çöp dökmeye gidiyor falan… İşi, gücü, meşguliyeti, sorumlulukları, yapması gerekenleri olan insanlar, belli bir takvimle hareket etmek zorunda olanlar pat orda pat kapı arkasında olamıyor, kapı gıcırtısına oynayamıyor takdir edersiniz ki. Bu bi tık aylak kitle zaten konu dışı onlar tur şirketine göre yaşıyor, çocukla falan işi yok.

 

Şöyle bir kitle de var; “ben çocuğa uymam çocuk bana uyacak”. Nasıl olacak o? “Valla ben yapacağımı yaparım, çocuk o esnada kendi üstüne düşeni yaparsa yapar yapmazsa kendi bilir”… Bana göre değil bu da. Yapana mani olmayayım ama ben almayayım. Ben –daha önce de defalarca yazdığım gibi- bir çocuk dünyaya getirip, bunu tamamen kendi isteğimizle yapıp, çocuktan onay almadan, şartları konuşmadan BİZ istediğimiz için doğurup “valla yerse” modeli aileliği benimsemiyorum. Bir çocuk doğurduysam ona göre kendi yaşantımı düzene sokarım. Aynı şekilde bir hayvan sahiplenirsem bakarım, vergilerimi öderim falan… Anlatabiliyor muyum? Bir sorumluluk altına girdiysem onu düzgün yapmaya çalışırım.

 

 

Şimdi girizgahı yaptığımıza göre gelelim esas konumuza. Normal aile sisteminden bahsediyorum.

 

Siz çocukların dersine, sınavına, ne bileyim klüp çalışmasına göre organize olur musunuz?

 

Ben olurum.

 

Misal sınav haftasıysa eğer, akşam ben de arkadaşlarımla program yapmam. Çocuk evde ders çalışırken ben kendimi gezmelerden gezmelere atmam. İşim varsa da vakitli dönerim. O ders çalışırken ben yazılarımı yazarım, çevirilerimi yaparım, kitaplarımla, öykülerimle ilgilenirim, maillerimi cevaplar, gelen basın bültenlerini okurum. Okul döneminde hafta içi daha ayarlı davranırım. Sabah evdeki herkes çok erken kalkmak zorunda olduğundan hafta içi eve misafir çağırmam. Bir program yapılacaksa bunu Cuma veya Cumartesi akşamına bırakmaya çalışırım.

 

Bu bir mecburiyetten, benden böyle istendiğinden de değil. İnsanın içine sinmesiyle alakalı bu işler. Benim içime böyle olduğunda siniyor, içim böyle rahat ediyor. Bir sürü insan da benim gibi görüyorum. Bir sürü insan da değil, onları da görüyorum. Onların içine de ailelerine göre değil de kendileri için yaşadığında siniyor olmalı sanırım. Bana göre değil, benim tutumum da onları göre değil, orası kesin…

 

Zaten böyle de değil midir? Farklılıklarımızla biziz. Elbette hepimiz aynı değiliz, olamayız. Aynı şekilde hissedemez, davranamaz, yaşayamayız. Önceliklerimiz, kıymetlilerimiz, değerlerimiz farklı.

 

Ben düzen severim. Ailemde düzen olsun isterim. Sistemli olalım isterim. “Maceracı” ve heyecanlara gebe olmak bana gelmez. O yaşlarda da değiliz bence artık zaten. İnan sevgili okur, ben bana sürpriz hediye alınmasından bile hoşlanmam bırak pat diye bir şey yapmayı, bir yere gitmeyi. Bir kutuya bir şey koy, “sürpriizzz” diye bana getir benim tansiyonum fırlar. Neden? Çünkü içinde ne var bilmiyorum. Çünkü bu şeyi beğenmeyebilirim. Çünkü beni gereksiz yere rol yapmak, beğenmediğim bir şeyi ayıp olmasın diye beğenmişim gibi yapmak, istemediğim bir şeyi almak falan zorun da bırakabilirsin ve bu beni bunaltır. Kocam evliliğimizin ilk yıllarında bana sürpriz hediyeler alırdı. Bir gün ona dedim ki; “Konu benim beğenip beğenmemem, isteyip istememem değil. Konu bunun bende yarattığı stres. Hayatta en sevmediğim şeylerden biri bana sürpriz yapılması. Bana sürpriz hediye alma. Bana de ki “Şu kadara kadar bir paraya ne almak istersin? Ben sana bir hoşluk yapmak istiyorum ama sen seç”.

 

Ben düzenli, sistemli ve olacaklara hazırlıklı olmayı severim. Mesela hafta içiyse evdeyiz, herkes kendi işinde gücünde. Çocuğun sınav haftasıysa ben “ay benim kayağım geldi” deyip alıp başımı gitmem. Çocuklar bir yere mi gitti, dönüşte almayı unutmam, karşılamaya geç kalmamak için erken giderim (almayı unutan oluyor inan).

 

Ben üstüme bir sorumluluk aldığımda bunu elimden geldiğince hakkını vererek yapmayı seven insanlardım.

 

Okul dönemiyse bundan bana ne demeden, kendi düzenimi bu döneme adapte etmeye çalışmak da buna dahil. Ben böyle bir insanım dolayısıyla da böyle bir veliyim. Biraz kontrollü, biraz kontrolcü. Çocuğumun arkadaşlarını seçerim. Bak haftaya da bundan bahsedelim ne dersin sevgili okur? Çocukların arkadaşlarına karışma mevzusu! Şahane yazı konusu bence.

 

Bu haftanın konusu “veli olmak”tan ne anladığımızda. Herkesin kendine göre bir felsefesi var elbette. Benim önerim iyi niyetli, anlayışlı ve düşünceli olabildiğimiz sürece sıkıntı yok. İster biraz tutucu olalım bazımız, ister bir miktar gevşek… İyi veli, iyi anne, iyi veli, adını ne dersek diyelim, iyi olmak temelinde buluşmak mümkün. Kötü olmamaya, yanlış yapmamaya çalışalım çocuklarla ilgili meselelerde sadece. Bu arada kendi özel zevklerimizden, hayatlarımızdan BİZ den vazgeçmek olmaz. Asla! İnsan olarak, kadın olarak kendimizi “adamadan” mesuliyet sahibi davranmak benim kastettiğim.

 

Çünkü insan olarak kendinden mutlu olmayan birinin yakınındakileri mutlu edebilmesi mümkün değil bunu bilmek lazım.

 

Hem kendimizi adamadan, hem de bencil olmadan, ortayı bulabildiğimiz, ayarlı, kıvamlı, zarif hayatlar dilerim.

 

Haftaya görüşelim…

 

 

Comments are closed.