Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

Korku filmi senaryosu

“Yerde, dizleri ve elleri üzerine çömelmiş, emekler gibi duran şişman kadın yavaşça kafasını kaldırdı. Yüzünü örten yağlı uzun saçları tutamlar halinde yanaklarının üzerinden sanki örülmüşler gibi sarkmaktaydı. Göğüslerinin ve kollarının altından gelen ekşi ter kokusu bütün odayı doldurdu. Çürük ve aralık dişlerini göstererek sırıttı. Anne korku içinde bebeğini göğsüne sımsıkı yasladı. Bağırmak istedi ama olmadı. İçinden dua etmeye çalışıyor, başladığı hiçbir duayı bitiremiyor, kelimeleri unutuyordu. Yerdeki kadın siyah gözlerini anneye dikti. Yavaşça ağzını açmaya başladı. Kadının gri dudakları aralandıkça anne daha karanlık bir dünyaya adım atar gibiydi.  Yerdeki kadın anneye doğru emeklemeye başladı. Gözlerinin akı görünmüyordu. Beklenmedik bir çeviklikle bebeğin yatağına tırmanıp, anneye değil ama bebeğe doğru çatlak sesiyle fısıldadı; ‘Hoşgeldin’.”

Sevgili okur,bugüne kadar ki en korkunç korku filmi senaryosunu yazacağına inanan kendini bilmez ve psikopat bir mizah yazarıyla karşı karşıyasın. Henüz tamamlanmamış korku öyküleri kitabımın orta yerinde, kendi kurguladığım öyküden bir fena olup senaryolaştırmaya karar vermem yaklaşık birbuçuk dakikamı aldı. Ancak kendi yazdığından ürken bir vatandaş olarak çeşitli sıkıntılar da yaşamıyor değilim.

Ben: Zeynep bizde elektrikler kesik sizde var mı?

Zeynep: Yok biz de de kesik

Ben: Yıkanıcaktım ya amaaaaaan

Zeynep: Yıkan ne var?

Ben: Karanlıkta?

Zeynep: Ne var, mum yak

Ben: Hatta bir kadeh de şarap koyiim. Hani “kuentin tarantino” böyle sapıklı katilli bi film çekmek için uğrarsa bi bardak bişi içsin

Zeynep: Ne diyosun ya?

Ben: Elektrik kesikken duş yapılır mı üşütük? Cinler nolcak?

Zeynep: Harbi hastasın Mehtap. Çocuk musun kızım sen, ne cini ya

Ben: Öyle deme Kuran’da yeri var. Psikopat, musallat, gitmiyor

Zeynep: …….

Ben: Gece üstümüzden örtü çekiyor, aynaya adını yazıyor falan

Zeynep: ………

Ben: Ben Sarhan’da gözü olduğundan şüpheleniyorum, aklı sıra beni delirtip tımarhaneye yollayacak,

Zeynep: ………

Ben: Sonra kocamla halk oyunları di mi? Bana bak kadın, ben senin “los encılısta” ürküttüğün simelteklere benzemem, adamı oyarım, Karadenizliyim ben!

Zeynep: …………..

Ben: Var mı öle aniden cam açıp, kapı kapayıp adam ürkütmece, düdük

Zeynep: Hala benle konuşmuyorsun sanırım

Ben: Yok. Cin’e konuşuyorum. Korktuğumu anlamasın.

Bu işlere meraklıysanız size süper bir kitap adı vericem ‘Karanlıkta 33 Yazar, Korku Öyküleri Antolojisi’. Piyasada birkaç çeşidi var. Benim kastettiğim özel basım, ciltli ve 720 sayfa olan. Pahalı bir kitap çünkü üç cilt birarada. Bu kitabın en hoş taraflarından biri eski korku öykülerine de yer vermiş olması. Yani eskiden insanlar nelerden korkardı şimdi daha çok nelerden korkuyorlar gibi bir tarihte korku  yolculuğunun mümkün. Bunu okuyun, üzerine senaryo yazma tekniklerine dair Robert Mc Kee tarafından yazılmış ‘STORY’ isimli kitabı okuyun. Sonra senaryoları kapıştıralım sevgili okur. Benim oyuncular tamam (bence tamam yani). Esas kızı Bahar (Kader) oynar. Esas oğlan’ı da Yenal (Bilgici). Murat (Yalnız) dan da süper kötü adam olur. O sarı kafa ve sarı kirpiklerle çok alternatif bir seri katil karakteri çıkar ondan bence. Ben de polis olurum. Hani kötü adam sırf polisle kapışmak için masumlara musallat olur ya, Murat ve benden o model çıkar (çıkar çünkü Murat sürekli benimle uğraşıyor zaten). Mesela şöyle bir telefon konuşması hayal edelim senaryo için;

Murat (kötü adam): hıs-hıs-hıs (telefona derin derin nefes alır)

Ben (polis yani): Orda olduğunu biliyorum

Murat: hıs-hıs-hıs

Ben: Bahar ve Yenal’ın suçu yok. Onları serbest bırak

Murat: hıs-hıs-hıs

Ben: Beni duyduğunu biliyorum. Bak, bunu birdaha tekrarlamıycam. İstersen (Selçuk) Tepeli’yi alabilirsin, vatandaşta biraz kafa dinlesin

Murat: Anlaştık, Tepeli’yi elleri ve ağzı bağlı bir şekilde köprüye getirirsen Yenal’la Bahar’ı serbest bırakırım.

Ben: Eller tamam da ağız biraz zor olabilir adamım

Murat: En çok çalışan uzvunu bağlamadan getirirsen anlaşma bozulur

Ben: Haklısın!

Konuşmalardaki abukluğun farkındayım (mantık hatası yok da cümleler dandik). Ama Türk senaristler İngilizce’den çok kötü çeviri gibi diyalog yazdıkları için benim yanımda moralleri bozulmasın diye (ho-hoyt) onlar gibi yazayım dedim. Hatta gözümle gördüğüm bir sır vereyim size. Bunların çoğu konuşma kısmını boş bırakıyor. Çünkü o kadar kötü diyalog yazıyorlar ki, o cümlelerle senaryo berbat görünecek. Oyuncuya,“abi bak konu bu, sen de kendinden bişiler ekle, şöyle bir konuşma çıksın” diyorlar. Şahidim. Oyuncu da dünden razı, ezber yapması gerekmeyecek. Rezalet! Bu bilgiden sonra (bir de çok baba kitap tavsiye ettim) benim yazdığım senaryodan hatırım için korkarsınız diye umuyorum. Korkup da korkmaz gibi yapana bizim evdeki cini yollarım ona göre.

Comments are closed.