Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

KİM BU İNSANLAR?

Bu yazıyı elimden geldiği kadar “amma da elitist bir bakış açısı” diye değerlendirmenize mani olmaya çalışarak yazmak istiyorum. Çünkü anlatmak istediğim şeye olan tepkimin “üstten bakmacı” bir tavırdan kaynaklandığını düşünürseniz gerçekte anlatmak istediğim mevzudan uzaklaşırız. Kimseyi horlamak, “eziklemek” derdinde değilim. Bunu yapacağım zaman yapıyorum ve diyaloglar halinde sizlerle paylaşıyorum, saklamıyorum biliyorsunuz.

 

Bu o değil ama.

 

Toplumsal bir değişim/dönüşüm içinde olduğumuz artık inkar edilemez bir durum değil mi? Burada hemen “biran önce kapağı yurtdışına atmak isteyen” okur ile “atmış” okur ‘yaaa evet perişanlık’ falan diye sazanlamadan önce bi dursun. Yaz tatillerimizi yurtdışında geçiriyoruz ve görüyoruz ki (haberleri de takip ediyoruz) bütün dünya bir değişim dönüşüm içinde. Herkes kendi ölçülerinde bir gerileme, içe kapanma, ben merkezcilik hatta ırkçılık döngüsüne kaptırmış durumda. Herkes kendi kabusunu yaşıyor ve başkasının kabusuna bakarak kendini iyi hissetmeye çalışıyor. Seviye/kalite bu.

 

Almanya’da ‘bunlar türkmüş’ deyip birilerinin evini yakıyorlar, Amerika’da bazı Arapları havaalanından içeri sokmuyorlar, eğer survivor falan dışında bir şeyler de izliyorsanız (ki reytink raporlarına göre izlemiyorsunuz) biliyorsunuz zaten dünyanın durumunu, Avrupa’da yaşananları… Bilmiyorsanız da ben bir köşe yazısıyla “ülkeler dönüşümü artikılı” yazmıycam size.

 

Türkiye’de bu dönüşümden kendi seviyesinde etkileniyor. İşin sıkıntılı kısmı bu seviye başlangıçta da çok yüksek olmadığından gerileme mide bulandırıcı bir hal alıyor.

 

Şuan ülkemizde ne olduğunu, kim olduğunu asla kestiremediğimiz, dilleri kesinlikle tanıdık gelmeyen, hangi ülkeye mensup olduklarını çıkaramadığımız çeşit çeşit insan yaşıyor/yaşamaya başladı. Bakın ırkçılık olarak söylemiyor, cidden. Sadece merak ediyorum. Kim bu insanlar? Bu insanlar nereli? Yüzde kaçı nereden yüzde kaçı nereden? Neden buraya geliyorlar? Buraya gelmek nasıl bu kadar kolay? Ne gibi izinlerle ülkede bulunuyorlar? Kaçı devlete kayıtlı? Kaçı sigortalı? Hastalandıklarında falan ne oluyorlar? Ne iş yapıyorlar? Vergi veriyorlar mı? Ne yiyip içiyorlar? Ne kadar kalacaklar? Kaçı kaçak kaçı değil? Neden –atıyorum- Dubai’yi değil burayı tercih ediyorlar? Kalıcılar mı? Artık böyle mi yaşayacağız?

 

Bunlar benim çok merak ettiğim sorular.

 

Yolda kırmızı ışıkta duruyorum. Yayalara yeşil yanıyor. Yayalar karşıdan karşıya geçmeye başlıyor. Bunların arasından bazıları arabanın içine bakıyor. Bana, tam gözümün içine… İyice yavaşlayıp, baya sallana sallana yürüyerek beni inceliyor. Tam önümde. Ben de anlamaya çalışıp adama bakıyorum. Ne oluyor diye. Adam iyice inceliyor, yüzünde garip bir gülümseme beliriyor, yani nasıl desem… Ahlaksızca gülerler ya hani, bir kadın olarak çok da iyi şeyler düşünmediğini anlarsın… Yanındaki arkadaşına eliyle seni göstererek hiç anlamadığın bir dilde bir şeyler söylüyor, arkadaşı da sana dönüyor, duruyorlar… Birlikte sana bakıyorlar… Öyle acayip ki, kendini arabanın içinde kafesteki bir maymun gibi hissediyorsun. Hani az sonra fındık fıstık atacak gibi inceliyorlar. Neyse ki yeşil yanıyor ve  sen hareketlenince lütfen çekiliyorlar arabanın önünden ve gidiyorsun.

 

Kim bu insanlar? Hayatında ilk kez kadın gören bu insanlar kim? Nereden geliyorlar buraya? Neden bu kadar hayretler içindeler? Başka ülkelerde de yabancılar var. MBA yapmaya giden, üniversiteden burs alan, hocalık, doktorluk, mühendislik yapan yabancılar…

 

Her ülkenin çeri-çöpü bize mi geliyor?

 

Bizim çerimiz-çöpümüz az mı? Yetmiyor mu?

 

Bakın gerçekten ne elitisitlik, ne de ırkçılık gibi bir derdim yok. Vallahi de değil, billahi de değil.

 

Çok rahatsızım.

 

Ben 43 yaşında, yaşını da gösteren, boyundan büyük çocuk sahibi bir kadın olarak rahatsızsam, genç kızlar neler hissediyor? Kız çocukları nasıl hissediyor?

 

Kim bu insanlar? Ne olarak buradalar? Kayıtlılar mı? Bir suç işlediklerinde bulunabilecekler mi? Bu kadar garip tipi, bu kadar kadına aç insanı aramıza kim saldı?

 

Bu haftaki yazı konum elimi uzattığımda sıkmayıp “ben el sıkmıyorum” diyen adamdı aslında. Bakakaldım adama… Bu yazı haftaya inşallah…

 

Şimdiki yazımı el sıkmayan namus kumkuması garip adamlar yerine, arabanın camından içeri yiyecek gibi bakan garip adamlara ayırdım.

 

Adamlarda bi sıkıntı var sevgili okur…

 

Sana tavsiyem, araç camlarına en koyusundan film kaplat ve daima kapın kilitli gez.

 

Bir de kız-erkek ayırmaksızın çocuklarına sahip çık, kolla.

 

Hakikaten ortamda sıkıntı var…

 

Hakikaten etrafta dolaşan insanlarda bir sıkıntı var…

 

Üzüntülerden uzak bir hafta dilerim.

 

Comments are closed.