Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

İVEDİK MİSİN? OLMA!

İnsanların hayatla olan mücadelesini çoğu zaman anlamsız buluyorum. Çoğu zaman boşa zaman harcıyorlar ve kendilerinin haklı bir mücadele içinde olduğunu düşünüyorlar. Çoğu zaman kendilerini Recep İvedik’in farklı versiyonlarına döndürdüklerinin farkında olmadan…

 

Recep nasıl bir karakter? Bir ortama girdiğinde o ortama uyum sağlamaya çalışmak yerine ortamı kendine benzetmeye çalışıyor değil mi? En büyük numarası bu. Misal, kokteyle gidip halay çekmeye çalışmak gibi. Onun yeri orası değil ama Recep mütecaviz. Ben böyle istiyorum diyor ve halay çekebileceği bir yere gitmek yerine bulunduğu yerin düzenini kendi isteklerine göre değiştirmeye çalışıyor.

 

Bu İvedik’liği toplumun her noktasında ve farklı şekillerde (doz doz diyebiliriz) görüyoruz değil mi?

 

Bir düşünün.

 

Mesela, bir ülkede yaşıyorsunuz. Bu ülkede Demokrasi ve Cumhuriyet var. Siz bundan memnun değilsiniz. Daha –atıyorum- Arap gibi yaşamak istiyorsunuz, bunun sizi daha fazla mutlu edeceğini düşünüyorsunuz. Belki haklısınız, bu sizin hayatınız. Ama siz, bu tarz bir ülkeye gitmeye çalışmak yerine (öğrenci olarak, işe başvurarak, yatırım yaparak vb. ) yaşadığınız ülkeyi böyle bir yere dönüştürmeye çalışıyorsunuz. Ülkenin geri kalanının bunu isteyip istemediği çok da umurunuzda olmuyor. Siz böyle istiyorsunuz ve bunu oldurmak için çabalıyorsunuz…

 

Bu bir İvedik’lik…

 

Türkiye’de özellikle de İstanbul’da çeşit çeşit okul var. Her bütçeye göre, her muhitte okullar dolu. Zoru-kolayı, eskisi-yenisi, ucuzu-pahalısı, sanata ağırlık veren daha resim müzik takılan okullar da var har har test çözdüren okullar da… Siz aile olarak çocuğunuzun ilgi alanlarına, zora gelip gelmeyeceğine ve bütçenize bakarak çocuğunuzu bir okula yazdırabilirsiniz. Bu arada bu okul sözleşmeleri kanla imzalanmıyor, aklınıza yatmadığı anda da okuldan alabilirsiniz. Peki, çocuğu o spesifik okulda tutup okulu kendi ihtiyaç ve arzularınıza göre dönüştürmeye çalışır mısınız? Tuhaf değil mi bu?

 

Bu da İvedik’lik…

 

Bu yoga işleriyle çok ilgilenen bir arkadaş altımızı bir araya getirdi ve bize özel bir çalışma hazırladı. Maksat bir takım yeni esneme hareketlerini bize göstermek. Daha ortasına gelmeden aradan iki kişi çıkıp hareketlerin zor olduğunu başka hareketler yapıp yapamayacağımızı tartışmaya başladı. E??? Geri kalan insanlar yapıyor. Daha hafif hareketleri zaten biliyor ve yapıyoruz. Buraya yeni hareketleri görmeye, denemeye geldik… Sen yapamıyorsan burası sana bir tık ağır, müsaade isteyip kalkacaksın. Arkadaş da benzer bir şey söyleyince “Buraya yeni bir şeyler deneyimlemek için toplandık ve sınırlı zamanımız var, sırtınızı açacak çok güzel üç hareket göstermek için geldim ve siz boşver, gösterme diyorsunuz. Bence bu derste sadece izleyin ve kendinizi hazır hissettiğinizde bilahare denemek üzere aklınızda tutun. Ben şu an öğretecek miyim diye gözümün içine bakan diğerleriyle devam edeyim” dedi… Küstüler… Çünkü İvedik… “Burası kokteyl alanı ne halayı” demek yerine “hadi lülülülülü” diyor… İvedik…

 

Bir grubu, bir ortamı, bir etkinliği, bir kurumu, bir ülkeyi, olduğundan başka bir şeye, tamamen kendi kişisel keyfi-mutluluğu-zevki-arzuları-konforu doğrultusunda dönüştürmeye çalışmak çok acayip değil mi?

 

Ben bulunduğum ortamdan memnun değilsem oradan ayrılırım. Bir süre tahammül etmem gereken bir durumda kaldıysam süre dolana veya orayla/o insanlarla işim bitene kadar dişimi sıkarım. Bana vaad edilenler yerine gelmiyorsa müdahale eder, “bu anlaşmada yoktu, baştan böyle söylemiştiniz şimdi böyle yapıyorsunuz, ben bu ödemeyi bunu böyle söylediğiniz için yaptım” diyerek müdahale ederim. Burada anahtar kelime “size vaad edilen” ne?

 

Size vaad edilenden farklı bir şey sunuluyorsa insanın hakkını araması çok doğal.

 

Neyle karşılaşacağınızı bile bile, ne yaşayacağınızı üç aşağı beş yukarı kestirdiğiniz halde, “valla bura böyle evet ama benim canım böyle değil şöyle istiyor buna göre organize olun şimdi” diyorsanız bu İvedik.

 

Çıplaklar kampına gidip sonra “ama herkesin götü açık burada” diye huzursuz olmak gibi…

 

Çocuğu Alman Lisesi’ne yazdırıp sonra “ama dersler çok ağır biraz tolerans gösterin” demek gibi.

 

Atatürk’ün kurduğu bir ülkede “ama siz de Atam Atam sürekli bir Atatürk’ü dillendirmektesiniz” deyip rahatsız olmak gibi…

 

İnsanların hayatla olan mücadelesini çoğu zaman anlamsız buluyorum.

 

Çoğu zaman kendilerini Recep İvedik’in farklı versiyonlarına döndürdüklerinin farkında olmuyorlar.

 

Herkes özünde ne ise o oluyor ama ben yine de yazar olarak söyleyeyim.

 

Akıllı olun, klas olun, cool olun, kaliteli olun, makul olun, mantıklı olun.

 

İvedik olmayın.

 

 

Comments are closed.