Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

İTİRAF GİBİ YAZI (görmezsem yoksun)

| 0 comments

İtiraf sayfaları vardı eskiden hatırlıyor musun sevgili okur? Ne kadar eskiydi emin değilim ama yıllaaaar yıllar önce gibiydi sanki, saçma sapan itiraf hikayeleri yazıyorlardı, biz de okuyup eğleniyorduk. Çoğunun uyduruk olduğunu bilsek de bazıları çok komik oluyordu çok gülüyorduk: eminim bugün sosyal medyadan takip ettiğimiz bir takım fenomenler ilk acemiliklerini o yazılamalarla atmışlardır.

 

Bugünkü yazım da bir itiraf niteliğinde olsun dedim. Bir itiraf/izah/açıklama ve yeni tabirle “ifşa”…

 

Baştan başlayalım mı?

 

Etrafımda bir takım insanlarda bana karşı bir donuklaşma, garipleşme, tuhaflaşma fark etmeye başladım bir süre önce. Önce bir anlayamadım, Allah Allah oldum… Ben bana trip atılmasına çok sinirlenirim. Evet, son zamanlarda daha sakin bir insanım ama sonuçta yeniden de doğmadım. Bazı şeylere hala kızıyorum ve bana surat yapılmasına çok kızarım. Neden kızarım? Bana benimle meselenin ne olduğunu söylemeden, bana kendimi açıklama/anlatma/savunma/koruma veya yanlış yaptıysam da özür dileme şansı vermeden, gıyabımda/hakkımda/arkamdan bana tavır yapılmasına çok öfkelenirim. O kadar çok öfkelenirim ki, yüzde yüz hatalı dahi olsam sırf bana surat asılması noktasından yola çıkarak karşımdaki insanı dövmeye falan kalkabilirim. Evet, bu derece! Gel delikanlı gibi derdin neyse söyle ne kaçak oynuyosun uzaktan uzaktan göz kırpıyosun? Neden? Adam mı yiyoruz? Gel söyle mevzu neyse! Benim durduğum nokta böyle.

 

Bu ara birbirinden alakasız, farklı insanlarda (birbirlerini tanımıyorlar) böyle bir tuhaflık sezinledim ama anlayamadım da… Yorgunluk olabilir, iş olabilir, çocukların okul olayları herkesleri gerdi o olabilir, dünya benim etrafımda dönüyor, evet,  ama bazen –sadece bazen- insanların benim dışımda da bir hayatları oluyor ve benden bağımsız başka şeyler de yaşayabiliyorlar, modları buna göre de değişebiliyor… Şaşırtıcı biliyorum!

 

Yaz tatili olması dolayısıyla Atahan’la daha fazla zaman geçirebildiğimizden, o duruma uyandı… Şöyle ki;

 

Bir yerden çıkıyoruz,

 

-Anne sen …. ablayla konuşmuyor musun?

-Kim?

-….. abla

-Konuşuyorum niye?

-……. e içerdeydi???

-Nasıl?

-Kadının yanında durdun kafanı çevirip bakmadın, o sana baktı bakacak mısın diye sen başını çevirdin?

-Nerde?

– Dalga mı geçiyosun?

-Yok yahu valla farkında değilim

-Sana baktı baktı, o geldi sonra yanımıza konuşmaya

-Aaaa ondan öyle bi tuhaf davrandı yani

-E yani

-Yemin ederim farkında değilim

 

Geçen gün otoparktan çıkıyoruz, bi araçla karşı karşıya geldik, o geri çekildi ben de bastım geçtim.

 

-Anne?

-Canım?

-Sen  …. ablayla küs müsün?

-Yoo niye?

-Selam verdi şimdi bişi yapmadın?

-Nerde?

-Anne sana kim yol verdi az evvel?

-Kim?

-Anne dalga mı geçiyosun? Bak korkmaya başlıycam artık

-Oğlum ne diyosun ya?

-Görmüyor musun kadın durdu sana yol verdi, el salladı????

– …… Yemin ederim farkında değilim, bak yemin ederim

-Ben inanıyorum da insanlar inanacak mı bilmiyorum, çok acayip bir durum, kafanı çeviriyosun resmen

-Kafamı çevirmiyorum, bakmıyorum dahi

 

Geçen bir arkadaşıyla telefonda konuşuyorlar, çocuk ne dediyse bizimkine (evde ne konuşulduysa artık) bizimki açıklıyor,

-“oğlum annem bakmıyor bakmıyor, yemin ederim bakmıyor. Kimsenin suratına bakmıyor, insanlara bakmıyor, insanları görmüyor! At oraya bi kedi yavrusu kadının bütün algıları açılıyor bir anda, onu görüyor, insansa görmüyor ya yemin ederim. Görmezden gelmek değil, gerçekten görmüyor.”

 

Düşünebiliyor musun sevgili okur….

 

İçinde bulunduğum durum inanılmaz gibi gelebilir ve fakat ne yazık ki gerçek bu!

 

Ne yazık ki gerçek tüm tuhaflığıyla tam da böyle…

 

Yıllar boyunca ve yıllar içinde, içinde bulunduğum koşullar, içinde bulunduğum sektör, tanıştığım, yolum kesişen insanlar, çalıştığım yerler, şahitlik yaptığım olaylar, yaşadıklarım-maruz kaldıklarım, arkadaş sandıklarım-arkadaş olmadığım halde tahammül gösterdiklerim, beraber yemek yediklerim- gidip röportaj yaptıklarım, tanıdıklarım-gördüklerim, bildiklerim- yuttuklarım, mahkemelerim-davalarım, tecrübelerim-anılarım, okurlarım-meslektaşlarım, tanıdıklarım-tanımadıklarım, benimle çalışanlar-yöneticilerim….

 

Hayat bana ne yaptıysa….

 

Ben hep diyorum, hep dedim insan sevmiyorum diye, insan denen canlı fazla meseleli, fazla karmaşık benim için diye, bunda sürpriz yok ….ama …. düşün ki sevgili okur, görmezden gelme, yok gibi davranma konusunda nasıl bir savunma geliştirdiysem…

Sinirim bozulmasın diye yoklar gibi yapma konusunda nasıl bir hal aldıysam, geldiğim nokta bu.

 

İnsanlar benimle konuşmasın diye sürekli kulaklıklarla müzik dinliyor gibi yapmaktan kulak deliklerimin genişlediğinin farkındayım.

 

Çok uzun yıllardır –bütün gece dişlerimi sıktığım için uykuda- dişlikle uyumaktayım.

Dünyada olmak bana zor zaten, bunu hep dile getirdim ben, aynı dili konuşmuyoruz insan denen canlılarla…

 

Yine de…

 

Kendimi bu kadar ayıkladığımın farkında değildim.

 

Ben de diyorum ki ben neden bu kadar sakinim bu son zamanlarda, cevap belli; insanları çıkarmışım kendi özel alanımdan ondan!

 

Görmüyorum…

 

Yoklar…

 

Başa dönecek olursak, zannederim görüp “kafamı çevirdiğimi” ya da görmezden geldiğimi düşünen başka ahbaplar da olmuş…

 

Görmezden gelmeye çalıştıklarım da olur muhakkak “ay şimdi muhatap olmayayım, ay şimdi lafa tutar” falan diye düşüneceğim insan da vardır illa herkes gibi ama…

 

Cidden görmüyor olma ihtimalimin daha yüksek olduğunu bilin isterim.

 

Gerçekten etrafa bakmıyorum, insanların yüzlerine bakmıyormuşum… Gerçekten…

 

Üzgünüm demek isterdim ama ne yazık ki değilim…

 

Çok rahat ettim böyle…

 

Size de kendi huzur yöntemlerinizi keşfedebildiğiniz bir hafta dilerim.

 

 

Bir Cevap Yazın