Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

HERKES HAK ETTİĞİNİ YAŞAR

HERKES HAK ETTİĞİNİ YAŞAR

BİZ NE HAK EDİYORUZ PEKİ?

Nihayet okullar başladı ve her okul kendi imkanlarına göre bir takım önlemler aldı. Neler mi yapıldı?

Çocuklar katlara bölündü, tuvaletler ayrıldı, yemekhaneler ayrıldı, nöbetçi öğretmen sayısı arttırıldı…

Özel okullarda durum böyleyken, devlet okullarında da şartlar (en azından büyük şehirlerde) hiç fena değildi. Kolejlerin hemen çoğunda uygulanan, “İlköğretim kuzey kanadı kapısını kullanacak, orta öğretim doğu kanadı kapısını kullanacak” gibi okul binasını kıta sahanlıklarına göre bölemeseler de çoğu katları ayırmışlar.

İlk günden beri, hatta kesintisiz 8 yıllık eğitim mevzusu çıktığından beri söylediğim bir şey var: Lise son sınıftaki ergen ile ilkokul bire başlamış 7 yaşındaki çocuk aynı binada olmamalı, aynı tuvaleti kullanmamalı. Okulların bina/mimari olarak buna hazır olmadan bu eğitim sistemi çok tehlikeli…

Şimdi okullara 5,5 yaşındaki çocuklar gidiyor. Teknik olarak tehlike daha fazla, çünkü ilkokul birinci sınıftaki çocukla, lise sondaki çocuk arasındaki yaş farkı daha da açıldı.

Ancak ana proje ilk dört senenin ardından, “Herkesin kafasına göre takılacağı” şartları bir araya getirmek olduğundan, birkaç seneye kadar liseler boşalacak ve zaten olay ilköğretimden ibaret kalacak.

Muhtemelen bir zaman sonra, olay tamamen imam hatipler ve kolejler noktasına gelecek. Yani devlet okulları imam hatipleşecek… Olmaz mı? 30 Ağustos iptal edilmedi mi? İnkılap Tarihi derslerden çıkmıyor mu? Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okumak kalkmadı mı? Onlarda “Olmaz”dı değil mi 10 sene önce? Ne oluyorsa, “Olmaz canım o” demekten olmuyor mu?

Fakat benim şöyle bir öngörüm var (öngörü?) Muhtemelen bir müddet sonra, İmam Hatip eğitimi de kafi gelmeyecek. Her konu ya da hususta olabileceği gibi Müslümanlıkta da aşırıya kaçan bazı kesimler, ne imam hatibi, medrese lazım diyecek.

Buradan, “Müslüman gençlik” yetiştirmek yetmez bize, “Cemaat” lazım diyen bir kısım fikir önderi bedava bir şeyler dağıtarak başa gelecek.

Bir zaman sonra bakacağız ki eğitim sistemi 2+2+1 olmuş, medrese ve tekkeler açılmış, adalara kaçan birkaç dışarlıklı da Türkiye’yi tamamen terk etmiş, çocuklar Atatürk’ü falan unutmuş, kadınlar üstümüze kezzap atılmasın diye, “Kendi isteğiyle” güvende olmak için kapanmış…

At başı gibi uzanan güzel yurdumun yarısı başka bayrak altında… Türk devletinden yol, altyapı, su, elektrik bekleyen ancak kendi bayrağını kendi başkanını seçmiş bir Kürt oluşumu kendi marşını okumaya başlamış…

Daha önce de demiştim, tekrar etmekte sakınca görmüyorum. Ne yazık ki bizim milletimize demokrasi armağan edilmiş. Atatürk gelmiş, “Kardeşim bak demokrasi diye bir şey var, bunun için mücadele etmemiz gerekiyor” deyip, bir sürü cesur ancak tam olarak ne yaptığını bilmeyen köylüyü peşine takıp, bir mucize gerçekleştirmiş.

Bizim milletimiz –ne yazık ki- bir Fransız Devrimi’nde olduğu gibi kendiliğinden, kendi düşünüp, akıl edip, bilip, isteyerek, tırnaklarıyla dişleriyle almamış demokrasiyi.

Böyle olunca da kıymeti bilinmiyor işte…

Bu sebeple, ben bu yazıyı canınızı sıkmak için ya da korkalım diye yazmadım. Ben bu yazıyı yazdım, çünkü bize demokrasi iki beden büyük geliyor, taşıyamıyoruz. Biz yönetilmeli, güdülmeli, nizama sokulmalı, boyun eğmeliyiz. Bizim ümmet olmamız lazım vatandaş değil. Bizim kanımıza, çizgimize uygun olan budur.

Bu olduğu takdirde, ne Misak-ı Milli sınırları içinde vatanın bütünlüğü dert olur, ne delinen anayasa ne başka bir şey…

Mesut mutlu yaşarız, hak ettiğimiz şekilde…

Okullar başladı, çocuklar servislerle okullara gidiyorlar ama emniyet kemeri takabilmeleri sağlıkları açısından doğru değil. Ani bir fren halinde emniyet kemeri (eğer klasik emniyet kemeri şeklindeyse) boynunu kesebilir.

Peki, çocuğunuzun servis aracındaki emniyet kemeri omuzdan mı belden mi, kontrol ettiniz mi?

Neyse dert değil, sistemden kurtulduğumuz anda çocuklar at arabalarıyla gitmeye başlayacağı için, bu hususlarda dert olmayacak artık.

Herkes ileri….

Biz geri…

Comments are closed.