Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

GÖRÜNDÜĞÜN KADAR SAKİN MİSİN?

Kadının poposuna vurmak istedim

Hani hayatta bir türlü rahat edemeyen insan tipi vardır. Ben onlardanım işte. Havuzdan hiç haz etmemekle birlikte, çok nadiren –oğlum tutturursa- havuza giren bir kadın olmama rağmen havuz başından ayrılamam. Neden? Çünkü kum olmadan güneşlenebiliyorum ancak kıllı kıllı adamların apış aralarında gezen abdest suyuna kafamı sokmak konusunda meselem var. Havuza girmek zorunda kalırsam yaşadığım şeye yüzmek denemez. Hayatta kalmaya çalışmakla çırpınmak arası bir yerde bildiğiniz kriz geçiriyorum. Öte yandan denize gidiyoruz –ölürüm deniz için- bu sefer de kumla meselem var. Hiç bir yerim kum olmamalı, plaj çantasına kum dolmamalı, güneş kremi kumlanmamalı, havluya kum gelmemeli, bana kum değmemeli… Ben denize girip mis gibi yüzmeliyim ve oradan bir şekilde (kuma girmeden) Tik ağacı zemin üzerinde bulmalıyım kendimi mümkünse. Mümkün olmuyor tabi…

Titiz bir insanım anlayacağınız… Doğa dostuyum, hayvanları çok severim ama titiz bir insanım. Bu yüzden her türlü aksilik, saçmalık ve pislik gelir beni bulur! Hafta sonundan istifade Atahan’ı Burç Beach olayına soktuk. Orası da alem bir yer. Boğaziçi Üniversitelilerin mekanı. Amerika ile İstanbul arasında sıkışmış hayatlarına anlam katabilmek için burada toplanıyorlar ve köpeklerini de getiriyorlar. Mesele köpek değil tabi, mesele köpeği alıp bakamayan zihniyet. Bir karı-koca köpekleriyle gelip yakınımızda bir yere yayıldılar, köpeklerini saldılar. Köpek kocaaaaa plajda direkt bana geldi, önümde durdu, kumu kazdı, s*çtı, üstünü örttü ve gitti.

Ben: ????

Sarhan: ????

Atahan: Anneeeeaa, ehehahahehe, anneeaa köpek kakasını yaptıııııııı!

Ben: Eeee? Nasıl yani? Nolucak şimdi?

Sarhan: Gelip alırlar herhalde

Ben: Hayvan örttü üzerini! Sarhan! Sakın gözünü b*ktan ayırma! Yerini kaybetme! Ben geliyorum.

Sarhan: Dur, nereye? Bi dakka ya!

Ben: Gözünü ayırma dedim!

Ailenin yanına gittim tabi:

Ben: Hanımefendi? Köpek sizin dimi? Şuraya kakasını yaptı, üstünü örttü bi alsanız onu ordan. Çünkü çocuklar var, kumda oynuyolar, kalmasın orda.

Kadın: (Hiç istifini bozmadan, en ufak bir mahcubiyet göstermeden ve oturduğu yerden kalkmadan) Ha! Öyle mi?

Ben: HA! ÖYLE! Ve üzerini örttü. Şimdi ben kocamı nöbete bıraktım o noktada çünkü kakayı kaybetmeyelim ki alabilin… Ki çocuklar kum diye kakayla oynamasın dimi?

Kadın: Tamam geliyorum

Şimdi “tamam geliyorum” dedi ama kadının bırakın “gelmek” kılını kıpırdatmaya niyeti yok. İki seçenek var. Ya birisi ona “kalk” dediği an da kalkamayacak kadar egomanyak bir kadınla karşı karşıyayım ya da yeterince oyalanırsa unutacağımı düşünüyor.

Ben: (Sakin kalmaya çalışarak) Torba falan var mı yanınızda?

Kadın: Hanımefendi geliyorum dedim!

Hani bazı anlar vardır. Bir şey yaptığınızı hayal edersiniz. Ben o an kadının saçına elimi doladığım gibi sürükleyerek mevzu bahis noktaya götürüp, orayı koklattığımı sonra da “bunu buraya yapmıyoruz” deyip gazeteyle poposuna vurduğumu hayal ettim. Köpeklere tuvalet terbiyesi verirken uygulanan bu sistem (hafifçe vuruyosunuz tabi) işe yarıyor diye biliyorum çünkü benim de köpeğim vardı. İnsan üzerindeki etkileri henüz kanıtlanmadı. Bunu yapmama engel olan şey ise oğlumun “her gittiği yerde kavga çıkaran anne” travması yaşamasını istemememdi

Ben: (kısık sesle) Neyle karşı karşıya olduğunu bilmiyorsun! Benimle sakin konuş! Gel şu pisliğini temizle! Beni kendine bulaştırma!

Yerime döndüm.

Ben: Kaybetmedin dimi yerini? Nerdeydi?

Sarhan: Şuralarda bi yerde.

Ben: …………..

Sarhan: Ne? Hakikaten oturup, gözümü dikip pisliğin başını beklemiycektim dimi?

Ben: Ya sen nasıl rahat bir adamsın, nasıl gamsız bir adamsın. Bekleme peki! Bekleme Sarhan! Pisliği kaybedelim. Sonra koca plajda pislik arayalım.

Sarhan: Ne biz arıycaz, sahibi arasın.

Ben: Sahibinin çocuğu yok, bizim çocuğumuz var. Atahan basar, eller, bilmem ne… Ne yani? Sırf sana eziyet olsun diye mi yerini kaybetme dedim sana. Komiklik olsun diye mi yerini kaybetme dedim? Gülüyo muyuz biz şu an? Neşeli bi şey mi bu?

Sarhan: Hastasın sen! Hastasın yemin ederim.

Ben: Ben gidip kadını söküp alıp gelicem yerinden, bulsun kaldırsın pisliği.

Siz hiç elinizi yaktınız mı? Çok sıcaksa su sanki soğukmuş gibi hisseder insan. Ya da şekersiz çay içenler yanlışlıkla arkadaşının bardağından kendi bardağı diye bir yudum alır ve çay şekerlidir. Beyin dumuru diye bir şey var; “N’oluyorum, bu ne, böyle olmamalıydı, n’oldu şimdi?”. Bu prosesi hızlı atlatırsanız 2. aşamada inkâr var; “Yanmış olamam su soğuk” burası zaten hızlı geçer çünkü acı nettir. “Yandım” dersiniz. Ya da “böögghk bu çay şekerli”.

Böyle bir andı işte. Kadına doğru hışımla yürürken önce çok ince bir yumurta kabuğuna basmışım gibi hissettim. Güneşten üzeri katılaşmış olmalı. Derken ayağım içine gömüldü ki hiçbir kum bu kadar yumuşak değildir. Şok içinde ayağımı geri çektim ve bu kısım inkâr kısmıydı; “KİL?” ama gerçek, bir tokat gibi burun direğime indi. Kil değildi!

Tek ayağımın üzerinde kaç saniye kaldım bilmiyorum ki seksek’te hiç bir zaman iyi olmadım. Ancak Allah tarafından bir güç geldi ki ne basabiliyorum ne uçabiliyorum böyle Flamingo gibi duruyorum ve tek ayak üzerinde kalp krizi ile öfke nöbeti arası bir şey geçiriyorum.

Ben: Sarhaann! Sarhan yardım et! Sarhan kurtar beni! Aman Yarabbi aman Yarabbi! Aman Yarabbi! Aman Yarabbi!

Sarhan: (panik içinde) N’oldu? N’oldu? O ne? Neye bastın?

Ben: B*k! Sarhan kurtar beni Sarhan!

Sarhan: !!!!!!!! …….. ahahahahahahaaaeeehhhai Atahaaannnn! Oğlum gel bak annene noldu? Ahahahahaha

Atahan: Anne bu ne? Anneeaaa bu kaka mı? Anneaaa ehehahahhi, annem kakaya baaastıııı, annem kakaya bassstııııı!

Ben: Sarhan beni kucağına al, duşlara götür, bişiler yap, yürüyemiyorum böyle, Allah kahretsin! Allah kahretsin! Ya da ayağımdan vur beni ben öliim!

Sarhan beni ayağımda kaka duşlara götürdü. Ben görevlilerden çamaşır suyu istedim, Sarhan “içecek misin?” dedi. Nasıl duşu yerinden söküp Sarhan’ı onla dövmedim hala şaşıyorum. Sevgili okur öyle tuhaf bir psikoloji ki, hayata küsüp orda o şekilde ölmeyi mi bekleyeyim yoksa dezenfekte olabilmek için ayak tırnaklarımı mı sökeyim yoksa gidip o ailenin dişlerini mi sökeyim… yani öyle bir kararsızlıklar silsilesi ki anlatamam… Psikolojikman perişan oldum!

Ancak radyasyon aldığından şüphelenilen insanlara uygulanabilecek bir dezenfekte krizinden sonra –her şeye rağmen- yerime döndüm. Karı koca bizden özür dilemeye geldiler. Pisliği almışlar (kalanını). Atahan kumda oynuyordu, kadınla adam yanımıza gelince birden durdu ve bana baktı. Benim babam da kolay kavga çıkaran bir insandı ve ben de babama öyle bakardım. Gergin…

Oğluma gülümsedim.  Kadına “Rica ederim, sorun değil, olur böyle aksilikler!” dedim. Kalkıp Atahan’ın yanına gittim ve kuma oturup onunla birlikte kale yapmaya çalıştım.

Günün sonunda özenle havlularımızdaki kumları silkeledim, tüm deniz oyuncaklarını tek tek denizde yıkadım, güzelce toplandım. Sarhan’a Atahan’ı duşa götürmesini, hemen geleceğimi söyledim. Bütün gün özenle sakladığım bir kutu hayli ısınmış kolayı ve sıcaktan ekşimiş ayranı aldım. Zaten kalkma saatimizi adamla kadının denizde olduğu bir ana bırakmıştım. Güneşlendikleri yere gidip kolayla ayranı kadının plaj çantasının içine, tüm temiz giysi ve havlularının üzerine boşalttım. Kutularını da çantanın içine atıp plajı terk ettim.

Sonuçta oğlum için daha sakin bir insan olabilirim ama etrafımda olduğu zamanlarda…

 

Comments are closed.