Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

GARABET

İnsanların birbirinden ne kadar çok nefret ettiğinin, herkesin ne kadar öfke dolu olduğunun farkında mısın sevgili okur? Farkında olmalısın.

 

Dikkat ettim, sokakta veya avm’de falan yürürken yol veren, müsaade eden, kenara çekilen, duruma göre yavaşlanması gerekiyorsa yavaşlayan, biraz hızlanmak gerekiyorsa hızlanan hep ben oluyorum Bu yaya olarak da böyle araç kullanırken de böyle. Duran, yol veren hep benim. Yürürken de araç kullanırken de herkes durum kendinden ibaret gibi davranıyor ve herkes çok agresif. Anlamsız bir şekilde sürekli çarpışmalar, ters bakmalar, diklenmeler falan…

Tamam, ben de hümanist değilim, biliyorum kendimi ama hümanist olup olmamak başka bir şey, evrimsel gelişimi tamamlayıp sosyal hayata öyle karışmak başka bir şey.

 

Sosyal hayat içinde –birbirimizi sevmesek dahi- sosyal yaşam kurallarına uymamız gerekiyor. Ben bu aşamada çıtayı hayli aşağı çektim, kendi gerçeklerimizin farkındayım ve beklentiyi çok düşürdüm. Mesela burun karıştırmalardan, ter kokmalardan, sokaklara tükürmelerden, penisini yerleştirerek ve kaşıyarak yürümelerden şikayet etmeyi bıraktım. Bir canlı türü var aramızda ve terbiye edemiyoruz, ehlileştiremiyoruz, öyle onlar.

 

Diğer tür (kadın da erkek de olabiliyor bu) –nasıl tarif etsem- yürüyorsunuz, biri daha yürüyor. Yürürken bir artı (+) oluşturuyorsunuz. Bir kesişme noktası var değil mi? Bu kesişme noktasında çarpışmamak adına yavaşlamak/durmak, yol vermek asla onun yapacağı bir olmuyor. O böyle hart hart gidiyor ve gereksiz karşılıklı dna transferi yaşamamak için siz duruyorsunuz… Ve bu hep böyle… Hep siz duruyorsunuz…. Çünkü bu “ilişkide” evrimsel gelişimi tamamlayan siz olduğunuzdan siz yapmazsanız çarpışacaksınız. Yani ya diğer kişinin kepekleri ve ter kokusu size geçecek (her 4 kişiden 3’ünde durum bu çünkü) ya da siz duracaksınız… Hep siz…

 

İnanılmaz bir nefret var insanlarda. Yemin ediyorum sevgili okur herkes, ama neredeyse herkes sinir krizinin eşiğinde gibi. Herkes burnunda soluyor, herkes çok kızgın, herkes öfkeli…

 

Tamam, ben de “mutlu olalım, sevelim sevilelim” bıdı bıdı demiyorum.

 

Sevmeyelim.

 

Ben de sevmiyorum.

 

Muhatap olmayalım, benim önerim bu. Uzak duralım, değmeyelim birbirimize, çarpışmayalım ne arabayla ne de yürürken. Dolayısıyla her türlü interaksiyonu engellemiş olalım. İyi fikir değil mi? Şimdi arabayla çarpışsak bir sürü evrak işi çıkacak, bir iletişim kurmak gerekecek, insan olarak çarpışınca yine manasız ve hijyenik olamayan bir birleşme yaşanıyor, ister istemez bir göz kontağı, pardon demeyi bırakalı çok oldu ama yine manasız, birbirimizin kokusunu alabildiğimiz bir birleşme… Tamam, uzak geçelim birbirimizden, konuşmak gerekmesin, dokunmak gerekmesin. Anlatabiliyor muyum? Uzak duralım.

 

Uzak yaşayalım birbirimizden yahu, birbirimizi ittirip kaktırmadan, çarpmadan, değmeden, konuşmadan… Çok mu zor?

 

Bu gidişat iyi değil sevgili okur. Bu kadar öfke dolu, bu kadar nefret dolu insanın bir arada yaşaması hayır getirmez. Herkes sanki sinir hastası, herkes bi dengesiz. İşin feci kısmı, sıkış tepiş şekilde bir arada yaşamaya mahkum olmuş durumdayız. Eksilmiyoruz, sakinleşemiyoruz, normalleşemiyoruz.

 

Herkeste bir kudurukluk…

 

Uzak duralım birbirimizden. Cidden, konuşmadan, dokunmadan, değmeden, çarpışmadan, gfözgöze dahi gelmeden mümkünse…

 

Uzak duralım birbirimizden, bir kol boyu mesafe koyalım aramıza ve birbirimize ilişmeden yaşayalım mümkünse.

 

Bu uğursuz, garabet, gelişmemiş öfkeli çamurun bana bulaşmasından imtina ediyorum.

 

Kimsenin size ilişmediği, sakin ve kendi iç huzurunuzdan yırtılıp alınmadığınız bir hafta diliyorum.

 

 

Comments are closed.