Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

DARB OLDUK!

 

Duygularım allak bullak. Hakikaten ağzım açık izledim yaşananları. O kadar şaşkınım ki yazımı bir paragraf nizamıyla ama uzatmadan yazabileceğimden çok emin değilim. Yazı sistematiği takip etmeye, paragraf geçişlerini ayarlamaya falan kalkarsam böyle 20 sayfa falan olacak…

 

Ve eminim sizler de en az benim kadar içiniz şişmiş durumdasınız

 

Bu sebeple maddeler halinde ilerleyelim. Böylece siz de arzu ederseniz ( atıyorum) “8. Maddede saçmalamışsın, 5. Maddeye katılıyorum, 2. Maddede ayıp etmişsin” falan diye eleştirebilirsiniz. Size de kolaylık olur.

 

1)      Fransa’da son yaşanan terör olayının ardından Türkiye’de çok sarsılıp “nereye taşınsak, dünya bitti, nereye gitsem” diye ağlaşan bir grup… Böyle bir insan modeli var, böyle bir vatandaş modeli oluştu artık. Dünyanın neresinde ne olursa olsun o burada acılara –hepimizden çok daha fazla ve derinden- gark olup nereye iltica edeceğini bilemiyor. Çok ilginç. Bir, bu insanlardaki kibiri anlamak mümkün değil. Lan sen ortalama bir Suriyeliden bir tık kalifiyesin belki değilsin bile (Suriyelilerin arasında hayli okumuş insanlar var) hangi ülke seni ne yapsın? Seni kim vatandaş diye alsın? Kimin ne işine yararsın, ne yaraya merhem olursun? Her vakada her olayda “çok fenayım ben, çok morallerim bozuk, çok feciyim ben, ben, ben, ben, duygularım şeyoldu benim, benim, ben, ben, ben fenayım ben, gidecem ben, ben nerelere gitsem ben…” yahu bi git sen hakikaten. Bir git! Git seni alan varsa git ve dönme. Tatillerde de dönme. Git ve geri gelme! Bu tiplere o kadar çok kızıyorum ki size yemin ediyorum bir gün bunu yazanların tek tek ekran görüntüsünü alıp, güzel dosyalayıp Cumhurbaşkanlığına ve İçişleri Bakanlığına ve MİT’e (başka öneriniz varsa yazın) gönderip “bu arkadaşlar derhal gitmek istiyor ne yapılabilir” diye soracam. Bakın çok ciddiyim. Çünkü yeter! YETER! İçinizden korkun biraz. Ne biçim insanlarsınız siz ya! Az mağrur olun, onurlu olun!

 

2)      Darbe ne abi? Önce ne oldu anlayamadık “Bişi oluyo ama ne?” olduk. Sonra her yerde “köprüye bomba ihbarı, Anıtkabire bomba ihbarı” dedikoduları yayıldı. Bu arada “ay yine mi terör ben hangi ülkeye gitsem, Türkiye’de yaşanmaz, ben mahvoldum, nereye taşınsam”cılar tekrar başladı (bir bitmiyorlar, bir susmuyorlar ama biliyorum ben yapacağımı). Sonra darbe söylentileri çıktı ve bi “hadi canım” dedik tabi… Yani, bu devirde ne darbesi???… Sonrası çok acayip bakın sonrasında ben kendi duygularımı anlatayım. TRT’den dayatılmış metni dinlemeye başladık. Gözlerimiz kocaman, elimiz ağzımızda, şaşkınlık içinde. Bakın çok enteresan önce “Yüce Atatürk, laiklik, ilkeler…” falan denen kısımda bir durdum. İster istemez “Atatürk dedi bir dinleyeyim” refleksi. Sonrasında “ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı” falan deyince aydım. Ne sokağa çıkma yasağı arkadaş? Hasta mısınız? HASTA MISINIZ? Hangi devirde yaşıyoruz? Yurtdışıyla çalışıyoruz, ekonomi çarkları diye bir şey var, çocukların özel hocaları tenis dersleri, basketbol antrenmanları, işlerimiz güçlerimiz… Böyle bir saçmalık olabilir mi? Sokağa çıkma yasağı ne demek? (Doğuda bu şartlarda yaşayan illeri anlamak) Bir kere benim sokağa çıkıp çıkmayacağımdan kime ne? Ben bilirim onu! Dışarı bakıyorsun millet benzin kuyruğuna girmiş, F16’lar uçuyor… Bu kadar çağdışı, bu kadar geri kalmış, bu kadar küflü olunabilir mi derken…

 

3)      Olunabilirmiş. “Demokrasiyi koruyacam” diye insanların kafasını kesmeye başladıklarında daha da çağdışı olunabileceğini gördüm. Demokrasiyi korumak için tatbikata geldiğini sanan 19 yaşındaki eri camiye sokup kemerle dövdüklerinde daha çağdışı olunabileceğini gördüm. Trabzonsporlu bir yönetici sosyal medya hesabında “darbecilerin karıları bize ganimettir” yazınca daha çağdışı olabileceğini gördüm. Bu kafa kesmeci “”karılara el koymacı” zihniyete bir ıslıkla gelebilen kalabalığı gördüm.

 

4)      F16 sesleri, sokağa çıkma yasağı, sokağa çıkıp kafa kesenler, sela, Allahuekber, tank paleti arasında kafamı kaldırıp etrafıma baktığımda etrafımda kendim gibi olanları gördüm. Her iki olayın da dışında, şaşkınlıkla durumu izleyen, ne sıkıyönetimci ne de kemerle adam kırbaçlamacı olan… Eli kalem tutan, mürekkep yalamış, kafası çalışan, şaşkın, endişeli  ama sükunetini koruyan… Çok kalabalık değiliz belki ama yalnız da değiliz.

 

5)      Bu esnada sanki bir gün önce Fransa’da kamyonla bana dalmışlar gibi, ondan önce Brüksel’de beni patlatmışlar gibi, ondan önce Fransa’da yine beni havaya uçurmuşlar gibi, ne bileyim  ondan önce Amerika’da bana uçakla dalmışlar gibi, yurtdışında yaşayan ama bize acımayı pek seven arkadaşların “ay siz nabıyonuz, nasıl yaşıyonuz, iyi misiniz, ölmediniz mi henüz?” lerine nefretle baktım. Kendi g*tlerini sağlama aldıklarını düşünüyor olmalılar. Yahu kan dediğinin dünyanın her yerinde akabileceğini görmen için daha nelere şahitlik etmen lazım? Sen önce dilimine 6 “öyro” ödediğin karpuzun çekirdeklerini bi yut hele, öyle bize konuş.

 

6)      Bu haftasonuna dair benim duygularım şöyle sevgili, okur. Ben kendi ülkemdeyim. Darbe’ye tamamen karşıyım böyle bir alıklık asla kabul edilemez. Şu an iktidar olan partiyle hemfikir olmadığımız noktalar olabilir ancak bu demokratik çerçevede, seçimle, seçim şarkılarıyla, seçim otobüsleriyle, ne bileyim liderlerin meydanlarda halkla konuşup kim kimi ne kadar ikna edebiliyorsa bunun sandığa yansımasıyla falan hallolacak işler. Böyle asker geldi, meclis bombalandı falan böyle manyakça bir şey olamaz. Demokrasi herkese lazım. Demokratik bir Cumhuriyet hepimiz için gerekli.  Böyle tankla, topla, tüfekle, bu devirde böyle saçma sapan böyle vahşice imkanı yok olmaz. Beğen beğenme sen Cumhurbaşkanının olduğu otele Kobra gönderip bomba attıramazsın. Manyak mısınız?

 

7)      Etrafta çok sayıda hızla vahşileşip kafa kesmeye, milletin karısını kızını “ganimet” ilan etmeye meyilli insan var. İki gün boyunca -kendi yaşadığımız yerde dahi- sabaha kadar devam eden havaya silah sıkıp demokrasi kutlama eğlenceleri esnasında anladığım da bu insanların çoğu anlaşılmaz bir şekilde silahlı. Sizi kendi hayat mottoma davet ediyorum. Mümkün olduğu kadar az sosyalleşin, mümkün olduğu kadar az insanla muhatap olun, mümkün olduğu kadar az insanla görüşün. Kendi seçilmiş çevrenizde, sağlıklı yemekler, spor, entelektüel gelişim (sinema, kitap, sanat) ve DAHA ÇOK AİLENİZLE zaman geçirerek yaşayın. Ben öyle yapıyorum daha zararını görmedim. Ha, bu arada ben Amerika’da da böyle yaşıyordum. Bunu da “ay mahvoldunuz”culara not olarak belirteyim.

 

8)      “Gidecem, gidecem, ben gidecem, ben nereye gitsemciler” size çok pis taktım ve benim taktığım iflah olmaz bunu söyliyim. Gider gelir sataşırım, bulaşırım.

 

9)      Başka ülkelerden bize acıyan “ayh mafoldunuz”cular size de acayip gıcığım. Kendi halinize acıyın. Her neredeyseniz oranın azınlık hakları için uğraşın, buradan çok endişeliyseniz gelmeyin arkadaş! Gelmeyin buraya! Her neredeyseniz orada kalın! Bizi de rahatsız etmeyin.

 

10)   Gelelim moral kısmına. Korkmayın, moralinizi bozmayın, enseyi karartmayın. Bu ülkenin, ülkemizin uzak ve yakın tarihini okuyun. Tekrar okuyun! Neler atlatılmış, nelerden geçilmiş, nerelerden nerelere gelinmiş bir hatırlayın. Sakin olun. KORKMAYIN!

 

HERKESE HUZUR, MUTLULUK, SAĞLIK, DEMOKRASİ VE LAİKLİK DOLU ZAMANLAR DİLERİM.

 

Comments are closed.