HATIRLANACAKLAR LİSTESİ

Sevgili okur izin verirsen sana bilmişlik taslamak istiyorum bu hafta. Bunu senin iyiliğin için yapmak istiyorum, dilerim hiçbir zaman ihtiyacın olmaz bu yazıda anlatacaklarıma AMA bir gün koşullar değişirse bir duanı alırım bak. Tek bacağını en az altı hafta -muhtemelen sekiz hafta- kullanamayacağı söylenen bir birey olarak iyileşmemi hızlandırmamın ve koşulların o kadar da kötü olmamasının sebeplerini anlatıcam sana şimdi. Çünkü her insan bir gün bacağını kırabilir. Öncelikle spor yapmanın önemi bu dönemde daha da ortaya çıktı. Disiplinli bir şekilde ve uzun zamandır spor yaptığımdan kemiklerim kuvvetlenmiş aslında. Ki benim Devam Linki

EH, SEN İYİYSEN TAMAM!

Genç neslin çok şeyini beğenmekle birlikte alışamadığım huyları da var sevgili okur. Teknolojiyle haşır neşir olmalarını, münferit ve bağımsız hissetmelerini, kendilerine çok güvenmelerini, hayatta çok işlerine yarayacağına emin olduğum bencilliklerini, espri anlayışlarını, özgürlüklerini çok beğenmekle birlikte sevimsiz bulduğum şeyleri de var haliyle. Ve eminim onların da bizim jenerasyonda sevimsiz buldukları çok şey vardır ve bunda da sakınca yok tabii ki. Marka takıntısı olan ve kız-erkek ayırmaksızın böyle bir alışveriş düşkünlüğü içinde olan, ayakkabıyla saatle imaj yapmaya uğraşanları geçelim. Onlar her zaman Devam Linki

ALÇI VE YENİ TANIŞILAN KORKULAR

Doktorların dehşet ilginç bir hayatı var. En aklına gelmeyecek şeyi “başına bu gelebilir” diye kafana sokabiliyorlar. Bakın anlatayım. Ortopedi doktorumla alçı pazarlığı yapıyorum (evet ayağım alçıda). O alçıyı 6 hafta tutma peşinde çünkü zannediyorum bakalım kendi bacağımı dişleyerek koparıp kendimi alçıdan kurtaracak kadar gözüm dönecek mi onu deneyimlemek istiyor. Ben 3. Haftada atele geçmem gerektiğini kendisine anlatıyorum. Çünkü biliyorsunuz ben de Tıp Fakültesi okudum, o bakımdan… Dedi ki; ‘ayağının üstüne basmamam gerekiyor, ya basarsan? Alçı atelden iyi koruyor.’ Ben de diyorum ki ‘basmam’, atele geçersek Devam Linki

DEĞİŞEN KORKULAR VE EMAR

Sevgili okur yaş ilerledikçe farklı problemler yaşamaya başlıyor insan. Mesela daha önce senin için mesele olmayan şeyler mesele oluyor bir anda. Bunu ilk çocukluk arkadaşım, kardeşim Almanya’ya gittiği zaman çim alerjisi olduğunu öğrendiğinde anlamıştım ben aslında. Çünkü çim sadece Almanya’da yetişen bir bitki türü değil malum. Hele o dönem İstanbul böyle beton şehir değil, burada da çim vardı yani. Her ne kadar Ebru bu tip “yaşlandık ondan” tespitlerime pek itiraz etmese de yine de çok emin olamamıştık. Acaba Almanların çimi bizimkinden farklı mıydı? Ben gençliğinin büyük kısmını solaryum makinesinde geçirmiş bir Devam Linki

LGS SONUCU TARTIŞMALARI

Aslında ben sırasını savan tarafta olduğumdan bu sene LGS adı verilen (böyle isim değiştirince yokmuş gibi oldu galiba) sınava dair yazı yazmayacaktım ama çok ısrar geldi. Hem fikirlerimin yarısına çok kızıp hem de ne düşündüğümü merak etmek de ayrı enteresan ama madem sordunuz, böyle parça parça paragraflar halinde yazayım.   Öncelikle sınav yok diye sevinen arkadaşlara seslenmek istiyorum. Size ‘sınav olmaması mümkün olamaz çünkü okulların kontenjanları belli, boya posa göre mi çocuk alacaklar’ diye sorduğumda böyle bi mel mel bakıyordunuz. Ne oldu? Güzel oldu mu olmayan sınav? Olmadı mı?   Üzgünüm ama “ben Devam Linki

SEN KENDİNİ BEĞEN ÖNCE

Seni mutlu eden şeyleri yapıyor musun sevgili okur? Etrafındaki diğer hayatları karartmadan tabii ama seni mutlu eden, sana iyi gelen şeyleri, kim ne der aldırmadan ya da cesaretini toplayıp sadece kendi paşa gönlün için yapıyor musun? Kendine seni mutlu eden alışkanlıklar edindin mi? Bu alışkanlıklarını kimse için bozmayabiliyor musun? Biraz keyfi, biraz bencil olabiliyor musun? Ol sevgili okur. O kadar da kötü bir şey değil bu. Gençlerde yok bu ama bizim jenerasyon biraz “ay ayıp olur” ya da “ay şimdi ne derler” diye yetiştik. Bi hatırlayın, istemesek de annelerimizle bir yerlere gittik, sıkılsak da hanım hanım oturduk, beğenmesek de Devam Linki