Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

Bİ BİTMEYEN MESELELER (bi bitmeyen insanlar…)

Merhaba sevgili okur. Bu hafta seninle manasız şekilde zaman kaybetmemize sebep olan ya da tadımızı kaçıran ama muhatap olmamız gereken işlerden bahsedelim mi? Beni deli eden şeylerden bazıları… Yazalım rahatlayalım madem…

 

Kasa kuyruğu:

Özellikle büyük marketlerde kasa kuyruğu en deli olduğum şey. Zaten üç lira vereceğin salatalığa beş lira vermişsin. Zaten ortalama bir ürünün iki katını ödüyorsun ama buna rağmen içeride “fazla” eleman çalıştırmamak yani mümkün olan maksimum derecede kar etmek için koca mağazayı üç kasa ile döndürmeye çalışıyorlar ya… Kasa açın diyorsun açacak  adam yok ve sen kasa kuyruğunda beklemek durumunda kalıyorsun… Gerçekten en kıymetli şey zaman ve dakikaları yiyorsun bir alışveriş arabasına yaslanmış şekilde ya orada… Deli oluyorum…

 

Torba toplama insanları:

Yine büyük marketlerin bazılarında kasadan çıkacakken torbalarını yerleştirmek üzere kaçak işçiler geliyor. Bunları sordum ben oralarda “gönüllü” olarak çalışıyorlarmış. Çünkü bu marketler kendilerini vakıf zannediyor olmalı ki içerde “gönüllüler” çalışıyor… Çalışma Bakanlığı bu sisteme niye müdahale etmiyor anlamak mümkün değil. Niye taktın oradan üç beş sebeplenip ekmek parası çıkarsın insanlar diyebilirsiniz… Haklı da olabilirsiniz… Ama ben tüm alışverişimi kel alaka, kıllı, başka bir adamla neden paylaşıyorum? Kadın pedi almış olabilirim, tampon veya tüy dökücü almış olabilirim, prezervatif almış olabilirim ne bileyim şarap alırım, dergi alırım…. Bir insanın alışverişinin özel olduğunu düşünüyorum ve ben kasanın orada hiç tanımadığım bir başka adamın gelip benim aldığım her şeyi parmaklamasını çok rahatsız edici buluyorum. Bu kadar basit. İstemiyorum arkadaş! Ve her defasında atlıyorlar üstüme bahşiş almak için ve ben her seferinde “ben hallederim teşekkürler” yapmak durumunda kalıyorum… Ne manasız…

 

Ev telefonu:

En fuzuli şeylerden biri. Açmıyorum bile çaldığı zaman, hatta hiçbirimiz açmıyoruz, öyle salak salak çalıyor yılda bir kez gibi. Yanılıp da açsak bile kesin yanlış numara falan çıkıyor. İptal ettirmek istediğimde de heeeeeerrrrrr şeyi internetten yapabiliyorken bunun için genel merkezlerden birine gidip “ıslak imza” vermemiz gerektiğini öğreniyorum. Niye? Çünkü iptal edeme diye herhalde… Hiç kullanmadığınız bir hizmetten kesilen vergilere bakınca telefonu iptal etme işleminin zorlaştırılması zaten gayet anlaşılır bir şey oluyor dimi? En son ne zaman ev telefonu kullandın diye sorsanız rahat bir on senesi vardır el sürmeyeli… O derece… Ama duruyor öyle, çünkü gidip “ıslak imza” vermem gerekiyor bir yerlerde… Böyle bir saçmalık…

 

Bu tarafta içiliyor:

Bir yerde oturuyorsunuz, üç masa ötenizde biri sigara içiyor, garsonu çağırıp “ne mana?” diyorsunuz ve garson 1,5 metre ötenizi gösterip “orada içiliyor” diyor… Böyle bir saçmalık olabilir mi? Hem de değişen yeni kanunda bu sigara olayı komple yasak olduğu halde… Nefret ediyorum yahu kokusundan. İsteyen kendini zehirlesin kapının önüne çıkıp. Kimse biz içmiyoruz siz de içmeyin demiyor. İlla içecekseniz bizi zehirleyip leş gibi kokutmadan için. Bu kadar, bu… Ben şikayet ediyorum bu mekanları. Vallahi tek tek hem telefonuma indirdiğim YEŞİL DEDEKTÖR aplikasyonundan şikayet ediyorum hem 184’ü arayıp şikayet ediyorum. Keşke bir de whatsup hattı olsa da konum atsak. Keşke!

 

Sokak hayvanlarından rahatsız olan insanlar:

Ne boş insanlar bunlar. Neden böyleler anlamak mümkün değil. Tamam, ben de sokak hayvanları için uluorta ve pis şekilde oraya buraya dökülmüş yemek artıklarını görünce bir “oha ama” diyorum ama bir de her şekilde rahatsız olan tipler var. Kuru hazır mama bırakmandan da rahatsız,  son derece şık şekilde yapılmış #patilerüsümesin mini evlerinden de rahatsız, zavallı hayvancıklar soğuktan donarak ölünce ya da açlıktan ölünce rahatsız olmuyorlar demek. Çünkü bundan rahatsız olsa insan, ölmesinler diye yemek veya ev bırakılmasından rahatsız olmaz değil mi? Sevgisiz, merhametsiz, ırak, ayaz, çorak insanlar bunlar bence. İçinde sevgi olan biri böyle olamaz. Hayvan sevmemeyi kabul edemiyorum.

 

Dilenciler:

Özellikle kucağında uyuyan çocukla gezenlerden çok huzursuz oluyorum. O çocuk neden uyuyor, çocuğa ilaç mı veriyor, çocuk gerçekten onun mu gibi binlerce soruyla aklımı kaçırıyorum. Bu kucağında çocukla dilenen insanlara neden müdahale edilemiyor? Devletin bu duruma müdahale etmesi lazım. Bu çok yanlış sevgili okur. Trafikte ışıklarda çıplak ayak veya sadece bir kazakla üstüne kar yağa yağa (o çocukları kasıtlı şekilde öyle bırakıyorlar o noktalara) camınızı tıklayıp sizden para isteyen çocuklarla ilgili bir şeyler yapılması lazım. Bu çocukları yetiştirme yurtlarına alıp okutmak, meslek falan kazandırmak lazım. İş değil bu. Olacak şey değil bu.

 

İstemeler:

Bilmiyorum daha önce bahsettim mi ama ben benden bir şey istenmesinden hiç hoşlanmam. Bunun birkaç sebebi var. Bir tanesi; hayır demekten hoşlanmam, hayır demekten hiç çekinmem ve hayır demek durumunda bırakılmaktan hiç haz etmem. Bir başka sebep; bir şeyi ben yapacaksam yaparım zaten, bunu benden istemeye ya da benim üstüme yıkmaya çalışmaya zemin bırakmam. Yapacağım varsa, şartlar uygunsa, aklıma yattıysa, içime sindiyse, içimden geliyorsa yaparım. Yapmıyorsam yapmıyorumdur. Şartlar uygun değildir, aklıma yatmamış olabilir, başka bir şey yapmam gerekiyor olabilir… Bu benim yıllardır muzdarip olduğum, acayip rahatsız olduğum hiç sevmediğim bir durum. Birileri kafasına göre benimle ilgili, benden gelecek, benim yapacağımı umduğu bir takım şeylerin beklentisine girer, ben hiç böyle bir söz vermediğim halde benimle ilgili kafasında bir takım projeler oluşturur, sanki ben babasının oğluymuşum gibi bunu benden talep eder, “bunu da sen yaparsın” falan der ve ben yapmam. Böyle… Sonrasında bir takım hayal kırıklıkları falan… Neyin hayal kırıklığı? Ben ne zaman sana böyle bir şey söyledim ki sen kafana göre proje üretiyorsun? Ben her gün senin gibi kaç kişiyi “hayır yapamam, kusura bakma” diye öteliyorum hiç düşünüyor musun? Ohhhoooooo….  Yolda hiç tanımadığım insanların beni durdurup bir yerler için bana anahtarlık satmaya çalışmasından hoşlanmam, üçer beşer doğurup sonra bunların eğitimin bana yıkılmaya çalışılmasından hoşlanmam, talepkar insanlardan ve taleplerin bitmek bilmemesinden hoşlanmam. Ve bu durum tükenmek bilmez yıllardır… Böyle söyleyince beni kalpsiz biri zannedebilirsin sevgili okur ama inan ilgisi yok. Kendi sorumluluklarını bana yıkmaya çalışan insanlardan çok yoruldum ve sıkıldım hepsi bu.

 

İşte böyle sevgili okur. Bu hafta sana bize zaman kaybettirdiğini düşündüğüm durumların bazılarından ve canımı sıkan bir takım durumlardan bahsettim. Zannediyorum benzer şeyler senin de tadını kaçırıyordur. Yalnız değilsin, değiliz, bilmeni isterim.

 

Güzel haftalar dilerim…

 

Comments are closed.