Mehtap Erel

Arşiv Yazıları

KISA KISA DÖRT KONU (ve üçüncü kitabım)

Gel bu hafta seninle kısa kısa, çeşitli pek çok şeyden bahsedelim sevili okur. Sana da bana da değişiklik olsun.

 

YENİ KİTABIM BİTTİ

Öncelikle bu haftanın beni en çok heyecanlandıran haberi ile başlayalım. Nihayet 3. Kitabımı bitirdim. Başladığım ve hayvan gibi yoğun bir tempoda çalıştığımdan asıl işimi (yazarlık benim asıl işim)unuttuğum, yazamadığım, yarım bıraktığım, canım bitanem üçüncü kitabım bitti. Yitik Ülke Yayınları (hem beni hem de Yitik Ülke’yi twitter’dan takip edin) ile anlaştık. Bu senenin sonuna çıkmış olacağını umuyoruz. Bu kitabım ilk iki kitabımdan farklı olarak sadece diyaloglar üzerine değil. Elbette kaçınılmaz olarak içinde çok komik diyaloglar var (cidden çok tatlı yazdım) ama hikaye aslında bir korku hikayesi. Adı YATIR. Böyle korku komedi tarzında hem sizi gerecek hem güldürecek bir kitap, roman. Ben kendi yazdığımdan memnun kaldım. Benim çıkarttığım kitabı alacak okuyucunun “gülecez şimdi” gibi bir beklentisi olduğunu varsayıyorum açıkçası benim de kendimden beklentim böyle. Bunu başarabileceğim özellikle bazı yerlerde sesli güldüreceğimi düşünüyorum. Fakat gerecem de seni sevgili okur. Bir deneyecem şansımı, bir korkutucam seni ben. Bakalım olacak mı göreceğiz… Kitabım çıktığında sosyal medyadan, buradan her türlü haberdar edeceğim elbette. Sen de al bi zahmet  sevgili okur, sonuçta yayınevine karşı sorumluluklarım var, kitap satacak diye basıyorlar adamlar hobi olsun diye değil.

 

**

 

HALA MI SİGARA?

Sigarayı bıraktın mı sevgili okur? Bırakmadıysan hala lütfen bırak. Bak hakikaten hayatın değişecek güven bana. Geçen Ayşenil ikimizin birlikte bir videosunu yolladı, aman Yarabbi… O ses neymiş yahu bende. Sigaranın insana ne derece zarar verdiği sadece sesten bile belli. Katır kutur kalın bir ses, gülerken öksürüğe boğulmalar, çatır çatır böyle… Kendi sesime kendim inanamadım o kadar iğrenç, kalın, yorgun, cızırtılı böyle geriden… Sigarayı bıraktıktan sonra önce diş etlerimin rengi değişmiş (kocam öyle dedi) ardından sürekli cilt bakımına gittiğim doktor “benden gizli ne yaptırdın sen yüzüne?” dedi halbuki sadece sigarayı bırakmıştım. Cildimin rengi değişti, açıldı. Her geçen ay bir önceki aydan daha iyi spor yapabilir hale geldim. Kondisyonum arttı, daha zor yorulur oldum, nefes nefese kaldığım kalbimi tuta tuta tamamladığım yokuşları 3 tur inip çıkmaya başladım. Mis gibi kokuyorum hep. Naneli vücut şampuanı, çilekli, vanilyalı, lavantalı… Ne sürsem kalıyor üstümde, nikotin kokusu altında yok olmuyor. Hızla başımı çeviriyorum şampuanımın kokusunu duyuyorum. İnsan kendini sürekli temiz hissediyor. Çok güzel bir duygu bu. Lütfen sen de bırak sigarayı sevgili okur. Lütfen.

 

**

 

“AY DOĞUR BİTANE DAHA!”

Şu yaşa gelmişim sevgili okur (43) hala şu konuşma yaşanıyor.

-Mehtabımm nasılsın görüşmeyeli?

-İyi şükür, sen nasılsın?

-Atahan kocaman olmuş maşallah, ufacıktı, nasıl geçiyor zamanlar

– Ya sorma valla, 13 oldu

-Başka yapmadın mı?

-Yok, tek çocuk

-AAAAAAAAA!!!!!! Neden yaaaa!!! Ay yazık

– Öyle oldu, istemedik

-Ama iki çocuk şart, neden kardeşsiz bırakıyosun çocuğu

-Biz tek istedik. Benim birden fazla çocuğa bakacak sabrım yok açıkcası. Kişi kendini bilmeli. Allah Atahan’a sağlık sıhhat versin, gününü göstersin.

– AAAAAAA olmaz valla, doğur bitane!

– Yok artık

– Ay doğur doğur

– Ay sen mi bakacan? Ben doğurayım sen bakıp, büyütüp okutacan mı benim yerime? Hayret bir şey ya, istesem doğururdum bu zamana kadar doğurmadığıma göre istemiyorum. Neyi bekledim sence? Beş senede bir yüce senle Kahve Dünyas’ında karşılaşalım, sen bana bi ısrar et, ben öyle doğurayım diye mi bekledim sence?

 

Bu ne sevgili okur? Bir insan bir kez doğurdu mu birkaç kez daha doğurmak zorunda mı? Mecbur muyuz? Her birimiz ikişer üçer pörtletecek miyiz illa? Elbette isteyen iki,  isteyen beş yapsın. İsteyen doğursun istemeyen kedi-köpek beslesin. Herkesin kendi kararı, kendi psikolojisi, kendi zevki, kendi tercihi, kendi sevgisi. Kimisi çok seviyor doğur doğur yetmiyor ben öyle değilim. Hani böyle sokakta tanımadığı çocukları bile şap şup seven insanlar var, hiçbir zaman onlardan da olmadım. Yapana bravo ama yapmamak da bir tercih. Çok inanılmaz geliyor olabilir ama bazı kadınlar tek çocuğun yeterli olduğunu düşünüyorlar daha fazla çocukla uğraşacak enerjiyi kendilerinde bulamayabiliyorlar. Çünkü evet, çocuk olayı benim için çok ciddi bir konu! ÇOK CİDDİ BİR İŞ! Bu çocuğun eğitimi, yediği, içtiği, gittiği, gezdiği, gördüğü, okuduğu, yaptığı, sporu, hobisi böyle “aammaann canım” diyebileceğim bir şey değil benim. Ben maaşla çalıştığım yerde bana verilen işe “ya bu kadar oldu işte” diyemedim, delirmiş gibi çalıştım herkes bilir, doğurduğuma farklı olabilmem mümkün mü? Dolayısıyla bu enerjiyi  çarpı iki çarpı üç yapamayacağımı bildiğim için dedim ki bir çocuk yapayım ama elimden gelenin en iyisini yapayım. Bu benim kararımdı. Ben böyle istedim. Benim gibi çok kadın da var. Bizi anlamak çok zor olmasa gerek.

 

**

 

ANITKABİR

Gün geçmiyor ki Atatürk’le ilgili canımızı sıkacak bir haber olmasın. En son Anıtkabir’in bahçesinde çocuk parkı yerleştirmişler ona hayret ettik kaldık. Neyse ki (geçici mi kalıcı mı olduğunu bilemiyoruz ama) kaldırıldı. Bu esnada tabi bağzı kesimler “yahu niye bozuluyorsunuz ki Atatürk çocukları severdi” falan dediler. Enteresan yani. Burası toplumun bir kesiminin önemsediği bir alan, bir simge. Elbette Atatürk çocukları severdi ama Allah sevmez mi? Eyüp Sultan hazretleri sevmez miymiş? (Ölen akrabalarımız sevmezler miydi? Kabristanlara da hamak falan yapalım, kaydırak mı koyalım?)Cami avlusuna veya yatır bölgelerine de kaydırak salıncak kuralım o zaman?? Elbette Atatürk dini bir simge değil ama sadece dini simgelere mi saygı duyuluyor? Sadece dinle bir ilgisi varsa mı ölmüş bir kişi için yapılmış bir anıt mezarın etrafında laubalilik yapılmıyor? Konu din değil, konu toplumun tüm kesimlerinin birbirine saygılı olması, birbirleri için kıymetli alanlarda laubalilik yapmaması, birinin diğerinin önem verdiğine saygısızlık yapmaması. Ama yatır, ama cem evi, ama Anıtkabir ama cami ama sinegog. Bir kesim için kıymetli ise o zaman ciddiyetle ve saygıyla yaklaşmak lazım. Birbirimize saygılı olmamız lazım. Birbirimize incelikli davranmamız lazım. O zaman mesele kalmayacak.

Bir de sevgili okur, her yerde de çocuğa animasyon olmaz yani. Bu çocukları da biraz yolla yordamla büyütmek lazım. Bazı yerlerde biraz sessiz olunur, biraz sakin olunur. Bunların arasında cenaze evleri, mevlütler, namaz, müzeler, kaldıysa kütüphane, sinema, tiyatro, Anıtkabir… Her yerde şebeklik her yerde böyle bir neşelenmeler, çılgınlaşmalar, illa çay, illa salıncak, illa selfie değil yani. bazı yerlerde biraz sakin olmayı, biraz ağırbaşlı davranmayı biz de becerelim çocuklara da öğretelim.

 

Bu hafta böyle kısa kısa aklıma düşen şeylerden bahsettim sana.

 

Umarım hep güzel şeylerden bahsedeceğimiz bir hafta olur.

 

Comments are closed.